Yeni Özgür Politika’da bir haber ilişti gözüme. “Gerilla her yerde eylemde” başlıklı haberin spotunda 24 devlet görevlisinin öldürüldüğünün yanı sıra şu bilgi yer alıyor:
“Gerillalar Dersim’de 5 TIR’ı daha yaktı!”
Haberde şoförlerinin “gözaltına” alındıktan sonra TIR’larının yakılmasına gerekçe olarak Fuat Çelik isimli işadamının “Kürdistan’da izinsiz ticaret yapması” gösteriliyor.
Bizim polis de çevirme yapıyor, gözaltına alıyor, hatta bazen sokak ortasında yeniçeriler gibi meydan dayağı da atıyor. Ama yukarıda Allah var, “ruhsatımız” yoksa arabamızı, ekmek teknemizi yakmıyor.
Elbette bu tekil bir olay değil. PKK yıllardır bölgede şantiye basıyor, iş makinelerini yakıyor, işçileri, mühendisleri, müteahhitleri kaçırıyor, öldürüyor.
İşadamlarının malının mülkünün, kazancının hesabını sormak bana kalmadı. En azından önceliğim bu değil. Ama bu işten etkilenen, arada kalan, midesi sırtına, gururu yere yapışan yoksullar, Kürtler benim dinim imanım.
Çünkü HPG geçtiğimiz günlerde bir “genelge” yayımlayarak yol, baraj v.s inşaatında iş bulup karnını doyuran yoksul Kürtlerin de suça ortak olacakları için hedefinde olduğunu duyurmuştu.
Evet, devletle savaşan bir “gerilla” hareketinin devleti maddi zarara uğratmaya çalışması kendi mantığı içerisinde elbette tutarlıdır.
Ama harekete “vergisini” ödeyen işadamı takır takır ticaretini yapabildiğine göre, bölgedeki yatırımlara bakış açınızın ilkesel değil, tamamen “duygusal” olduğu ortada.
Kaldı ki hareketinizin, haklarını aramaya soyunduğu halkına karşı da sorumluluğu vardır değil mi?
Yoksa o halk, bölgedeki istihdam yaratan yatırımları ve ticareti engelleyen örgüte, bir filmde Müjde Ar’ın artık “sokakta” çalışmamasını isteyen “menajerine” Rum aksanıyla isyan ettiği gibi sorar:
“Çalisma çalisma, kim verecek evin kirasini?”
Bu paradoksu nasıl çözeceğiz Hevaller?
Hani dağa, Kürtler ezildiği, yoksullaştırıldığı, eğitimsiz bırakıldığı, “ötekileştirildiği” için çıkmıştınız, çözüm getirecektiniz ya, ona mahsuben soruyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.