Uludere sonrasındaki “mağrur” tavrını eleştirdiğimiz gibi, ne zaman hükümete bir çift laf etsek, “ilişikleri” başlıyorlar şak şak gürültüye.
“AK Parti’ye ve hükümete akıl veren kıymeti kendinden menkul birtakım zevat...” klişelerini elden ele gezdiren bu tiplerin derdi malum. Kamuoyunun ve siyaset kurumun kendilerinden esirgediği “önemi” onların eleştirdiklerine vermesini hazmedemiyorlar.
Bu yüzden çok kızgınlar. Sigortası demokratikleşme, şeffaflaşma ve sivilleşme olan ülkedeki reform sürecine ve lokomotif konumundaki siyasal iktidara bu alanlardaki eksiklerinden, hatalarından dolayı yapılan eleştirileri “ukalalık” olarak değersizleştirmeye çabalıyorlar.
Öyle cansiperane yalakalık yapıyorlar, kimi zaman öyle hızlanıyorlar ki, hükümetin kurmaylarından hatalarını telafi eder nitelikte açıklamalar geldiğinde bile bizimkiler ricat edilen tavra destekteki süratlerini kesip duramıyorlar.
Geçenlerde bunlardan biri “Sanki hükümeti iktidara onlar getirmiş gibi konuşuyorlar” diye söyleniyordu köşesinde.
İşte kafa bu kafa. Politikanın “realitesinden” çakmadığımızı söyleyen “peşin satanların” tek bildiği hesap bakkal defteri muhasebeciliği.
Ha, “Hem alışverişini bizden yapmıyorsun, hem bozuk süt satmamızdan yakınıyorsun” diye saçmalayanlar bir de sabırsızlığımızdan mustariplermiş.
Evet aceleciyiz, meşruiyeti oluşmuş hamlelerin geciktirilmesini kabul edemiyoruz.
“Uludere için bir özür dilense kim isyan edecek” diyoruz mesela?
Öğrencilerin cebindeki yumurtaya 44 ay ceza öngören kanunlar ne zaman değişecek diye bekliyoruz.
Eylemlerde “oynayan” çocukların ovadaki vesayetin adı KCK’nın neresinde olduğunda soruyoruz.
“Halen yasakların, engellemelerin sürdüğü başörtüsü sorununa niçin girmiyorsunuz, bakın CHP bile ayak diretmiyor” diye söyleniyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.