Anlaşılan AKP, referandum kampanyasını “12 Eylül’le hesaplaşma” söylemi üzerine kuracak.
Başbakan Erdoğan’ın Meclis grubunda yaptığı konuşma, buna işaret ediyor.
Konuşmadaki duygusal ton ve tutulamayan gözyaşları etkileyiciydi. 12 Eylül’ün yargı kararları kılıfına bürünmüş cinayetlerinin, bir başbakan tarafından, mağdurların isimleri de anılarak dile getirilmesi önemliydi. Bu söylem, “hayır cephesi”ne karşı taktik açıdan etkili de olabilir. Ancak “12 Eylül’le hesaplaşma” parolasının, hem bu anayasa değişikliği paketinin içeriği, hem de AKP’nin genel duruşu açısından ikna edici olduğunu söylemek çok zor.
Bir defa, Erdoğan 12 Eylül’ün zulümlerine vurgu yapmakla, Geçici 15. Madde’nin kaldırılmasını paketin merkezine çekmiş oluyor. Oysa bu paketin özünün ve paket etrafındaki çatışmanın esas nedeninin, Geçici 15. Madde değil, yargıyla ilgili düzenlemelerde yattığını herkes biliyor.
Yargı sistemine dair düzenlemelerin 12 Eylül’le pekiştirilen vesayet sisteminde ciddi bir gedik açtığı fikrinde olduğumu değişik vesilelerle açıkladım. Lakin bu değişikliği savunmak için “12 Eylül’le hesaplaşma” gibi bir slogan fazla iddialı kaçıyor. Zira mevcut anayasada, 12 Eylül zihniyetini somutlaştıran ve yaygınlaştırıp pekiştiren daha bir yığın hüküm var. Eğer bu paketin amacı gerçekten “12 Eylül’le hesaplaşma”ysa, o zaman AKP’ye, bu paketin neden diğer alanlara ilişmediği sorusunu yöneltmek daha meşru hale geliyor. Malum öyle bir soru sürecin başlarında da ortaya atıldı ve fakat pek tutmadı. AKP, o zamanlar kolayca savuşturduğu bu soruya, şimdi daha inandırıcı cevaplar vermek zorundadır.
Öte yandan, 12 Eylül gibi askerî cunta ve zulüm dönemleriyle hesaplaşmak, sadece dönemin sorumlularına yargı yolunun açılmasıyla halledilebilecek bir mesele değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.