Birçok kişi gibi benim de dönüp dönüp okuduğum yazılar vardır. Bunlardan bir tanesi, Jean-Paul Sartre’ın Yazarın Sorumluluğu başlıklı yazısıdır. Edebiyatın ve dilin işlevi üzerine inşa edilmiş ufuk açıcı bir denemedir bu.
Dilin dönüştürücü gücüne özel bir vurgu yapar Sartre bu denemesinde. Yazının beni daha çok etkileyen kısmı da budur esasen.
Sartre’a göre, “Dil örtüyü kaldırır. Dil, insanın bir açığa çıkarma faaliyetidir. Bana ve başkalarına göre, sözcük bir nesneyi açığa çıkarır ve onu bizim genel faaliyetimizle bütünleştirir.”
Bir şeyin veya bir eylemin üzerindeki örtüyü kaldırmak; onunla yüz yüze gelmek, yani yüzleşmek demektir. Yüzleşmek, insanın olağan eğilimi değildir. İnsan, çoğu zaman, kendi edimleriyle veya meseleleriyle yüzleşmekten kaçınmak ister; onun için de, unutmayı ya da görmezden gelmeyi tercih eder. Şu sözlerle anlatır Sartre, varoluşun bu cephesini: “Hepimiz unutmak istediğimiz, çünkü sorumluluklarını taşımak istemediğimiz bir dolu edimde bulunuruz. Bunları hiç dikkat etmeden yaparız, sessizce geçiştiririz, hayatımızı edimleri sessizce geçiştirmekle geçiririz. Onları sessizce geçiştirmek, yani onları kendilerine ilişkin düşünümsel bir bilince varmadan, ne olduklarına bakmak için üstlerine eğilmeden gerçekleştirmek isteriz.”
Yüzleşme dediğimiz akış, çoğu zaman kendiliğinden başlamaz; davet edici, uyarıcı veya zorlayıcı bir vesileye ihtiyaç duyar. Sartre, şeyleri veya eylemleri “adlandırma”nın böyle bir vesile sunduğunu söyler. Bir eylemi “adlandırmak”, onu, ânında edimcisine haber vermek ve şunu söylemektir: “İşte yaptığın şeyi gör, şimdi onunla sen uğraş bakalım!”
Yüzleşmek ise, yeni bir varoluşa doğru yol almayı neredeyse kaçınılmaz kılar. Bu yolculuk, öyle ya da böyle, bir dönüşümü de beraberinde getirir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.