AKP’de vurgu ve önceliklerin değişmekte olduğu konusunda bir tereddüt yok. Milliyetçi üslup ve otoriter tutum, AKP’ye giderek daha fazla hâkim oluyor.
Bazılarının inanmak istediği gibi, herşey basit bir seçim taktiğinden mi ibaret? Ortada gerçekten arızî/geçici bir durum mu var, yoksa toplumsal/siyasal sürecin olağan bir durağına mı geldik?
Muhtelif olaylar karşısında, “öyle olmasını istediğimiz için, öyle olduğuna inanmak”, sık rastlanan bir eğilimdir; hani şu ünlü İngilizce tabirle “wishful thinking” meselesi. Burada temenni ile analizin iç içe geçmesi, hatta yer değiştirmesi sözkonusu olur. Yaşananlara bu pencereden bakmak, çoğu zaman kendini kandırmaktan başka bir sonuç doğurmaz, dolayısıyla gerçekliğin ıskalanmasına yol açar.
AKP’nin milliyetçi dili öne çıkarması, ilk defa olmuyor. Toplumsal olaylar karşısında otoriter tavır takınmak da AKP’ye hiç yabancı değil. Bunların hiçbiri de şaşırtıcı değil.
Bir defa, AKP, yönetme zihniyeti ve siyaset yapma tarzı açısından Türkiye modernleşmesinin bütün arızalarını az ya da çok bünyesinde barındırıyor. Otoriterlik ve milliyetçilik, bu zihniyet ve tarzın ortak paydasını oluşturuyor. Özellikle toplumsal sorunlara çözüm üretme konusunda tıkanma yaşayan ya da zorlanan siyasi aktörler, neredeyse refleks olarak bu iki unsura sarılıyorlar. AKP, “Kürt sorunu” gibi çok kritik alanlarda önemli hamleler yaptı. Ancak çözüm yolunun açılması için, anahtarı kilidin içinde bir kez daha çevirme cesaretini gösteremiyor. Böyle olunca da, milliyetçi hamasetten medet umuyor.
Öte yandan, AKP de, merkeze (iktidara) oynayan veya merkezde (iktidarda) olan gelmiş geçmiş bütün partiler gibi, “devlet eksenli siyaset”i tercih ediyor. Bunun anlamı, kendini topluma dayanarak değil, devlet içinde yer kaparak güvence altına almaya çalışmaktır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.