Yabancılar/göçmenler ve entegrasyon meselesi, Almanya için yeni bir konu değil. Ancak son zamanlarda bu tartışma yeni boyutlar kazandı. Hatta Hessen Eyaleti’nin Hıristiyan Demokrat (CDU) Başbakanı Volker Bouffier de, parlamentodaki konuşmasında “entegrasyon tartışmasının henüz başında olduklarını” vurguladı.
Almanya’da son 40 yılda en çok konuşulan konularla ilgili bir anket yapılsa, bu mesele ilk beş arasında yer alacaktır. Buna rağmen, “tartışmanın yeni başladığını” söylemek bir paradoks gibi görünebilir, ama değil. Zira Almanya, bu sorunla gerçek anlamda yüzleşmeye yeni başladı.
“İthal işçiler”, uzun süre “misafir” olarak algılandılar ve öyle adlandırıldılar. Bu algıya göre, her “misafir” gibi onlar da gün gelecek, geri döneceklerdi. Bu nedenle, Almanya’ya “entegre” olmalarını sağlamak için özel programlar geliştirmeye gerek yoktu. “Asimilasyon” için çaba harcamak da anlamsızdı.
Ama bu hesap tutmadı. Gelenler geri dönmedikleri gibi, başkalarını da Almanya’ya çektiler. Yüksek doğurganlık oranının da etkisiyle sürekli çoğaldılar. İltica ve göçmenlik faktörleriyle birlikte, Almanya’da yaşayan “yabancı” sayısı toplam nüfusun yüzde beşine ulaşmış durumda. Bunların yarıya yakını Alman vatandaşlığına sahip!
Bu geniş topluluk, kendi kültürel kimliğiyle daha fazla görünür olmaya, bu yönde taleplerde bulunmaya başlayınca, özellikle sağcı çevrelerin gözünde “bir sorun kaynağı” haline geldi.
Bu noktada bir ayrım yapmak gerekiyor. “Sorun olarak görülenler”, esas itibariyle Müslüman ülkelerden gelenler; sorunun kendisi de, “İslam’ın Almanya’da nasıl konumlandırılacağı”.
Almanya’nın yeni Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Almanya’nın birleşmesi vesilesiyle yaptığı konuşmada, “İslam da Almanya’ya aittir” dedi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.