Aysel Tuğluk, DTK’nın Diyarbakır’da yapılan olağanüstü toplantısında, Kürt sorununda bulunduğumuz yeri araf olarak tarif etti. “Cehennemin bir fersah ötesi cennet, cennetin bir adım ötesi cehennem” şeklindeki Kürt atasözüne atıf yapan Tuğluk , “İşte tam da bu araf halindeyiz. Cennet olsa birlikte yaşayacağız. Cehennem olsa birlikte yanacağız” dedi.
Kürt sorununda bir araf hali yaşadığımız doğru. Üstelik bu yeni bir şey de değil; uzun süredir bu haldeyiz.
Arafın türlü tanımları ve tasvirleri var. Ama günlük konuşmalar içinde, esas itibariyle “arada kalmışlık” karşılığında kullanırız “araf” kelimesini. İyiye de kötüye de yakın olduğumuz, her ikisine de kayabileceğimiz bir zemindir bu anlamda “araf”.
Kürt sorununda, cennetin kokusuna yaklaştığımız nadir zamanlar dışında, yönümüz daha ziyade cehenneme doğru kaydı bu uzun araf süresinde.
Kimilerine göre araf, şikâyet edilecek bir yer değil aslında. Ruhun hep canlı, varoluşun daha renkli ve heyecanlı olduğu bu yer; birer “son durak” olan cennetten de cehennemden de evladır. Samuel Beckett, bu fikrin en hararetli savunucusu olarak bilinir. Beckett’in, tüm zamanların en olağanüstü şairi Dante’nin İlahi Komedya’sındaki araf tasvirinden ilham aldığı kesindir. Beckett’in, tutkulu bir Dante hayranı olduğunu da hatırlatayım.
Bu fikre, bireysel hayatlar ve gönüllü tercihler bakımından hiçbir itirazım yok. Lakin toplumsal meseleler söz konusu olduğunda, ebedî araf dehşet bir yıkımla eş anlama gelebilir. Kürt sorununu, buna sarsıcı bir örnek olarak görebiliriz.
Araf halini en ihtirasla ele alan, Ortaçağ Hıristiyan İlahiyatı olmuştur. Bu dönem, arafın cennetten çok cehenneme yakın olduğunu savunan öğretilerle doludur. Basitleştirerek söyleyeyim; bu öğretilere göre, araf geçici bir hâldir ve bu hâl uzadıkça cennete gitme ihtimali de zayıflar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.