Almanya’da çatışma çözümü ve barış araştırmaları alanında çalışan beş önemli kuruluş, her yıl birlikte bir “barış raporu” hazırlar. Bu raporlarda, dünyanın çeşitli bölgelerinde süregelen uluslararası ve iç çatışmalarla ilgili, uzmanların tahlil ve tesbitleri yer alır. “2010 Barış Raporu”, bu yılın Nisan’da tamamlandı, Mayıs’ta da kitap halinde yayımlandı.
Doğrudan uluslararası unsur taşıyan Afganistan’daki durum, bu yılki raporun “yakıcı dosyası”nı oluşturuyor. Ardından “iç çatışma” olarak nitelenen vakalar ele alınıyor. Aralarında “Türkiye’deki Kürt sorunu”nun da bulunduğu on dört örnek, bu bölümde işleniyor.
Raporu hazırlayanlar, ortak değerlendirmelerini yansıtan bir giriş bölümü de yazmışlar. Burada, devletlerarası savaşların giderek seyrekleştiği, buna karşılık “iç çatışmalar”ın çok daha yaygın ve önemli hale geldiği vurgulanıyor ve özetle şöyle devam ediliyor: İç çatışmalar, devletlerarası savaşlardan çok daha uzun sürerler, onlara nazaran daha büyük kayıplara yol açarlar ve toplumların temellerini ağır biçimde tahrip ederler. Bu çatışmaları sona erdirmek, savaşları bitirmekten çok daha zordur. İç çatışmaların yaşandığı ülkelerde, taraflar birbirlerini “kötünün tecessümü” olarak sunarlar; kendi cenahlarından yükselen itirazları da “ihanet” sayarlar. Savaşın yarattığı acılardan “mağdur/şehit efsaneleri” türetirler ve bunları savaşı sürdürmeyi sağlayacak şekilde kullanırlar. Böylece artık “dile gelmeleri ve itiraz etmeleri” mümkün olmayanları, yani ölüleri, başka ölümleri meşrulaştırmanın dayanağı yaparlar. Uzun süre devam eden iç çatışmalarda; kendi cephesini bir arada tutmak, fiziksel ve siyasal açıdan hayatta kalmak, karşı tarafı mağlup etmek veya en azından kendi mağlubiyetini önlemek gibi kaygılar, başlangıçtaki hedeflerin önüne geçerler, hatta onların yerini alırlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.