Ergenekon davasında ek iddianame bitmiş. Dünkü Taraf’ın sürmanşetinden öğreniyoruz ki, bu iddianamenin eksenini “darbe teşebbüsü” oluşturuyor. Nihayet “darbe”, ilk kez açıkça yargılama konusu olacak. Ama bazı kesimler, hâlâ ısrarla darbe hazırlıklarıyla ilgili bilgileri ve Ergenekon davasını, “cumhuriyetçi değerlere ve cumhuriyete” karşı bir komplo olarak göstermeye çalışıyorlar.
Bir süredir darbeye dair yeniden bir şeyler yazmak istiyorum; ama her seferinde bu mevzuda söyleyecek yeni bir şey bulamadığımı fark edip, vazgeçiyorum. Taraf’ın dünkü haberi üzerine, bundan iki yıl kadar önce Birgün’de yayınlanan yazımı kısaltarak paylaşmaya karar verdim:
***
Darbe nedir? Bu sorunun cevabını benim kuşağım iyi biliyor; kuşağımın büyükleri daha da iyi biliyorlar. Bu insanlara “darbe”yi anlatmak zor değil; ama zaten gerekli de değil. Bir kısmının yaşam öyküsü canlı cevap olarak duruyor gözlerimizin önünde.
Lakin aynı soru bir çocuktan geldiğinde durum değişiyor. On yaşındaki kızım Dicle, televizyonda sürekli “darbe” sözcüğünü duyunca, birden bu soruyu sordu geçen gün:
“Darbe nedir?”
Nereden başlarsınız, nasıl anlatırsınız? Askerler yönetime el koyarlar, demokrasi rafa kaldırılır, özgürlükler boğulur, aykırı görülen herkes ve her şey ayıklanır... Baskınlar, gözaltılar, işkenceler, uyduruk yargılamalar, yargısız infazlar...
Yok, böyle olmayacak. Onun çocuk ruhuna kaldıramayacağı kadar ağır korkular sokmaya hakkımız yok. Bir de, darbeyle bağlantılı o “kötülükler”den her birini çocuk diline çevirmek de kolay değil.
Kestirme ve sade bir cevapla başlamak iyi olabilir:
– “Darbe kötü bir şey kızım.”
– “Nasıl yani?
Buyurun bakalım, kaçacak yeriniz varsa kaçın! Mecburen ve öğrendiğinizi sandığınız ölçüde “çocuk dili”ni gözeterek anlatmaya başlıyorsunuz. Gözlerinden bulutlar geçtiğini, yüzünde kaygı ifadeleri belirdiğini fark etmemeniz mümkün değil.
– “Peki, geçer mi bu darbe?”
Hiçbir darbenin fiziksel açıdan kalıcı olmadığını, ama hepsinin de kalıcı hasarlar bıraktığını ve geçene kadar da birçok acı yaşattığını anlatmak yerine, çocuğu rahatlatacak bir şeyler söylemek daha iyi olur galiba.
– “Kızım, henüz olmadı, olmayacak da herhalde.”
Biraz rahatlamış görünüyor. Bir süre susuyor, elindeki boncuklarla kolye ve bilezikler yapmaya devam ediyor. Ama yüreğindeki baharlar gibi rengârenk o boncuklar ve düşler dünyasına kendini tam olarak veremiyor belli ki. Konuşulanları kendi dünyasındaki kodlarla eşleştirmeye, böylece anlamlandırmaya çalışıyor olmalı.
Sonra o küçücük deneyim dağarcığındaki imgeleri biraraya getirerek durumu kendince çözüyor:
– “Yoksa darbe, ‘Çemberimde Gül Oya’da olan şey mi? Hani her yerde askerler vardı, iyi abilere ve ablalara kötülükler yapılıyordu, öyle değil mi?
– “Eh işte kızım, öyle bir şey.”
İmge dünyasında gezinirken en korkunç noktaya çarpmış olmalı ki, birden gözleri büyüyor, sesi titriyor, ağlayacak gibi oluyor:
– “Ama orada insanlar kitaplarını da saklıyorlardı. Ben bu kadar kitabımı nereye saklarım?”
Dicle okumayı çok seviyor, kitaplarına çok düşkün. Yaşı için epey zengin sayılacak bir kütüphanesi de var. Kitaplarını özenle seçiyor, dikkatle yerleştiriyor. Hepsini de tanıyor, her birinin yerini biliyor. İşte darbeyi onun için korkunç hale getiren de, bu değerli varlıklarının başına kötü bir şey gelecek olması ihtimali.
Başka söze gerek var mı sizce? Galiba var; ama çocuklara değil, o dönemin yıkımlarına ve acılarına doğrudan maruz kaldıkları veya tanıklık ettikleri halde, hâlâ darbeden medet umanlara söyleyecek sözümüz var:
Ruhlarınızı korkulara yem ederken çocukların gözlerine hangi yüzle bakacaksınız? Bu çocuklar yarın büyüyüp de, “o zamanlar neredeydin, ne yaptın” diye sorduklarında, “sizi şeriat tehlikesinden korumak için darbeye destek verdim” mi diyeceksiniz? “Kendi değerlerinize ve iradelerinize sahip çıkıp, idealleriniz için mücadele etmek yerine, hâkî eteklere tutunacak kadar aciz miydiniz” diye sorsa içlerinden birileri, ne cevap vereceksiniz?
***
Darbe ve Ergenekon tartışmaları bağlamında eylem ve tutumlarımızı bir kez daha gözden geçirmeye yardımcı olacağı umuduyla, Avusturya edebiyatının önemli deneme yazarlarından Manés Sperber’den bir alıntıyla tamamlamak istiyorum bu yazıyı:
“Bir eylem, sonuçları bakımından, eylemde bulunanın amaçladıklarının ve dahası kestirdiklerinin çok ötesine uzanabilir. Bu, kötü bir yazgıyı engellemek için gerçekleştirilen trajik nitelikteki bir eylem için geçerlidir. İkinci olarak, yüceleştirilmiş eylem diye bir eylem türü vardır; bu eylem, yapılması gerekenin tersine, nedenler bağlamında değil, fakat eylemde bulunanın üstüne tutulan projektör ışığında değerlendirilebilir.”
|