Takvim zamanına göre bir yolun sonuna geldiğimizde, neredeyse kadim bir alışkanlığın etkisiyle, ben de “geçmişin muhasebesi”ne takılırım. Bu muhasebeyi, Carlos Fuentes’in deyişiyle, “varoluşumuzun herhangi bir ânında” da yaparız, yapabiliriz şüphesiz. Lakin sanki zihnimiz, yılsonu-yılbaşı diliminde bu işe daha yatkın, daha hevesli oluyor.
Böyle bir muhasebenin yaygın sorularını, Fuentes, Terra Nostra’da yalın bir dille sıralar:
“Hepimiz varoluşumuzun herhangi bir ânında sormuşuzdur kendimize; elimize hayatımızı yeniden yaşama fırsatı geçseydi tekrar aynı şekilde mi yaşardık, hangi yanlışlardan sakınırdık, hangi ihmal edilmiş şeyleri düzeltirdik, o gece o kadına onu sevdiğimi söylemeli miydim, neden ölümünden bir gün önce babamı ziyaret etmedim, kilisenin kapısında bana avuç açan dilenciye cebimdeki parayı vermeli miydim, hiç durmadan seçtiğimiz kişileri, işleri, kârları, fikirleri yeniden seçebiliriz, çünkü hayat bir şeyle başka bir şey arasında sonsuz sayıda seçimlerden ibarettir, hiç bitmeyen bir seçim...”
Peki, hayatımızı seçtiklerimiz mi belirler, yoksa seçmediklerimiz mi? Ben Fuentes gibi, yaptıklarımızdan ziyade, yapmadıklarımızın eseri olduğumuzu düşünürüm: “Öyle olabilecek olan ama olmayanların belleği; en büyük ve en küçük ayrıntılarına kadar, yapılmamış hareketler, söylenmemiş sözler, feda edilmiş seçimler, ertelenmiş kararlar...”
Hepsine bir açıklamamız vardır muhtemelen! “Geçmiş muhasebesinin” en yakıcı sorusu, geçmiş üzerine tefekkürü hakiki bir muhasebeye çevirecek olan soru, tam da burada devreye girer: Yoksa bu “açıklamalar” aslında birer “bahane”den mi ibaretler?
Türkiye sinemasının beni en çok etkileyen filmlerden biri de 9’dur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.