Dün Bob Dylan’ın 70. doğum günüydü. Dylan’ın hayatı ve sanatı hakkında ahkâm kesecek değilim. Kendisine dair bunca şey yazılmış, filmler yapılmış; kendisi bunca şarkı yapmış, edebiyatın patikalarında dolaşmış, sözler söylemiş birini, bir köşe yazısında “değerlendirmeye” yeltenmeyecek kadar bilirim haddimi! En fazla, Dylan’ın hayatıma değen yanlarını anlatmaya çalışabilirim.
Dylan’ın adını veya şarkılarını duyunca, iki kelimenin zihnimde hızla buluştuğunu daha çok fark eder oldum son yıllarda: Ses ve sahicilik!
Gerçi Dylan’ın şarkılarında sözün sesi bastırdığını, sesin şiirin gölgesinde kaldığını düşünen ve söyleyen çok sayıda “uzman” var. Dylan’ın şarkılarındaki sözlerin kuvvetli olduğu doğrudur. İnceden inceye örülmüş, bir derdi olan şiirlere yapıyor müziğini Dylan; onlardaki sözlere yüklüyor sesini. Ve o sözlerin kuvveti, tam da üzerlerine konan, içlerine dolan o sesten, o nefesten geliyor.
Dylan’da var olduğuna inandığım söz ile ses arasındaki bu ilahî ahenk, bana Paul Celan’ın “Sen de Konuş” şiirini hatırlatıyor. Sen de konuş, söyle sözünü diyor Celan ve devam ediyor:
Konuş –
Ama ayırma hayırı evetten/ Anlamı da ver sözüne/ Ona gölgeyi ver/
Ona yeterince ver gölgeyi/ Sence ne kadar paylaştırılmışsa/
Geceyarısıyla öğlen ve geceyarısı/ arasında, o kadarını ver...
Dylan’ın söze işte bu gölgeyi bihakkın verebildiğini ve bunu, hayatın içinden süzülmüş sahici bakışı sesine katarak yaptığını düşünüyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.