Lafı dolandırmaya gerek yok: Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı; hukukla, mevzuatla açıklanabilecek bir şey değildir! Alınış biçimi ve sonuçları itibariyle siyasî bir karardır. Ortada apaçık bir “siyasî müdahale” vardır. Bu açıdan duruma “darbe” benzetmesi yapmakta da bir isabetsizlik yoktur. Bu kararı, hukuksal argümanların labirentlerine hapseden tartışmalar, bilerek ya da bilmeyerek meselenin özünü gözden kaçırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
YSK kararı, bu açıdan Anayasa Mahkemesi’nin “367 kararı”yla aynı düzlemde yer almaktadır. Zihniyet, muhakeme, siyasî etki yönlerinden bu iki karar aynı dünyaya aittir.
Anayasa Mahkemesi’nin “367 kararı”nın görünürdeki hedefi, Cumhurbaşkanlığı seçimini çıkmaza sokmaktı. Kararı ortaya çıkaran manevraların temelindeki derin hesap ise, parlamentoyu işlevsizleştirmek ve nihayet yaklaşan genel seçimlerin karambola düşeceği bir kriz yaratmaktı. Böylece parlamenter sistem felç edilecek; demokratik siyasetin içi boşaltılacaktı. Bu nedenle, “367 kararı” haklı olarak “yargı darbesi” diye etiketlendi ve tarihe de bu şekilde kaydoldu.
O hesaplar tutsaydı, neler olacağı, daha sonraki gelişmelerle daha iyi anlaşıldı. Darbe planlarının, darbeye zemin hazırlamak için yapılan girişimlerin bir bir ortaya çıkmasından söz ediyorum.
“367 kararının” ardındaki hesaplar, TBMM zemininde güçlü bir demokratik hamleyle boşa çıkarıldı. Seçim sonuçları, darbe hesaplarına ağır bir darbe indirdi. Ergenekon sürecini mümkün kılan da, “darbeye karşı demokratik direnç” oldu.
YSK kararının sonuçları da, “367 kararı”ndan farklı olmayacaktır. Bu kararın doğrudan mağduru BDP olarak kodlansa bile; esas ve bütüncül hedef, demokratik gelişim çabalarının ve demokratik siyasetin ta kendisidir. Nasıl ki, “367 kararı”nın tek muhatabı AKP değil idiyse; YSK kararının da tek muhatabı BDP değildir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.