Geçen haftaki yazımda, CHP’deki gelişmeleri, Türkiye’deki genel dönüşüm sürecinin dinamikleri ışığında yorumlamaya yönelik bir çerçeve çizmeye çalışmıştım.
Malum, Baykal’ın tasfiyesiyle sonuçlanan olaylar zincirinin başlangıcında “kaset tezgâhı” yer alıyor. Bunun da “planlı bir müdahale” olduğu açık! Bu durum, her şeyi komplo teorileriyle açıklamaya can atanlar için mükemmel bir fırsat sunuyor. Buna rağmen, komplo teorileri pek itibar görmedi. Baykal ve çevresi de, “tezgâh”ın arkasında kimlerin bulunduğu meselesinin üzerine gitmediler. Bunun nedenleri üzerinde ayrıca durmak gerekebilir. Belki de, Baykal ekibi ve destekçileri dâhil hemen herkes, CHP’de eski dönemin sonuna gelindiğini, “yeni bir hamle”nin kaçınılmaz olduğunu biliyor ya da seziyordu.
Konunun komplo teorileri batağına saplanmaması iyi oldu şüphesiz. Böylece CHP hakkında ve onun üzerinden Türkiye’deki siyasete dair meselelerin, tarihsel sürecin dinamikleri çerçevesinde ve daha bir suhuletle tartışılması kolaylaştı.
Bu tartışmada kilit nitelik taşıyan soruları hatırlatmakta fayda var: Baykal’ın istifasıyla gerçekten de CHP’de “bir dönem”in sonuna gelindi mi? Eğer öyleyse, biten dönem hangisidir? Kılıçdaroğlu’yla “yeni” bir dönemin başladığı söylenebilir mi? Eğer öyleyse, buradaki esas “yenilik” nedir?
CHP’de “bir dönem”in kapanmakta olduğunu varsaymak bana o kadar da zor görünmüyor. Aslı mesele, bittiğini varsaydığımız dönemin koordinatlarını belirlemekte yatıyor. CHP’nin hangi açılardan ne ölçüde “yenilenebileceği” sorusuna verilecek cevap da, bu belirlemeye göre değişecektir. Mesela, CHP’nin temsil ettiği temel fikirler ve değerlerden oluşan “kurucu misyon dönemi”nin sona erdiğini iddia edersek, “yenilenme”nin de çok radikal olacağını kabul etmemiz gerekir.
Güncel verilerden ve tarihsel bilgilerden hareketle, böyle bir iddianın ve kabulün dayanaksız olduğunu kolayca söyleyebiliriz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.