Geçmişindeki acı olaylarla ilişkisini esas itibariyle unutma, daha doğrusu bastırma üzerine kurmuş bir toplumda yaşıyoruz. Unutturmayı, hatta belli konularda hatırlama yasağını “bir idare tekniği” olarak kullanan bir devlet yapısına sahibiz. Siyasal tarihimiz “üst üste yığılmış nisyan katmanları”yla dolu. Çok daha eskileri didiklemeye gerek yok; Cumhuriyet’in kuruluşuna giden yolu, özellikle de 1915’i başlangıç noktası olarak alırsak, bu “nisyan katmanları”ndan büyük bir bina inşa edebiliriz. Nedenleri sorgulanmamış, sonuçları yok sayılmış, sorumluları açıkça ifşa edilmemiş, mağdurları kamusal tanımaya konu olmamış, yasları tutulmamış olaylardan ve dönemlerden oluşan koca bir gökdelen belki de!
Bu acılar gökdeleninin önemli dairelerinden biri Dersim’dir. 1937/38’de Dersim’de yaşananların ayrıntıları hep gizlendi. Kemalist rejim, o dönemin sadece “bozgunculara karşı şanlı bir zafer” olarak hatırlanmasını istedi, bundan fazlasının konuşulmasını engelledi.
Bundan tam iki yıl önce, bu politika, tam da bu rejimin en militan savunucularından birinin eliyle büyük darbe yedi. CHP’nin o zamanki genel başkan yardımcılarından Onur Öymen, TBMM’de Kürt sorunu tartışılırken, devletin Dersim’de korkunç bir kıyım yaptığını adeta itiraf etmiş; bununla da kalmayıp, o vahşete yol açan devlet politikasını açıkça savunmuştu.
O günden bugüne Dersim kıyımıyla yüzleşmek ve hesaplaşmak adına epeyce şey yapıldı. Anı ve inceleme kitapları yayımlandı, filmler çekildi, konferanslar düzenlendi vs. Ancak bir şey hep eksik kaldı: Devlet adına açık bir kamusal tanıma ve resmî özür!
Gerçi başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP’nin önemli isimleri, Dersim’deki vahşeti kınama ve mağdurların acılarını tanıma anlamına gelen sözler söylediler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.