KCK, 13 Ağustos 2010’da başlayan eylemsizlik sürecini sona erdirdiğini açıkladı. Bu kararın, pratik ve politik açılardan önemli yansımaları olacağı kuşkusuzdur.
Akla gelen ilk pratik sonuç, şiddetin yeniden tırmanacak olması! “Eylemsizlik” bittiğine göre, mantıken “eylemlilik” başlayacak demektir. Ancak KCK’nın uzun bildirisinde, bu konuda net bir ifade yok; “eylemsizliğin sona ermesi”nden sonra ne tür bir “eylem tarzı” benimseneceği muğlâk bırakılmış. Bildirinin sonunda şöyle bir cümle yer alıyor: “Güçlerimiz, saldırılar karşısında kendisini daha etkili savunacak, fakat saldırmayan, operasyona çıkmayan ve halka yönelmeyen güçlere karşı askerî eylemde bulunmayacaktır.” Oysa KCK, son “eylemsizlik süreci”nin başladığını duyuran bildirisinde benzer şeyler söylemişti: “... güçlerimiz herhangi bir eylem yapmayacak, ancak kendisine, halka yönelecek saldırı ve operasyonlar karşısında savunma hakkını kullanacaktır.”
Salt bu iki bildirideki ifadelerden hareket edersek, dün bittiği belirtilen “eylemsizlik süreci” ile yeni başlayan süreç arasında “eylemlilik” bakımından pek bir fark olmayacağı sonucuna varabiliriz.
Peki, “eylemsizlik sürecini bitirme kararı”nın anlamı ne? Bu sorunun cevabı, son bildirideki gerekçelerde saklı! Bildirinin tamamına damgasını vuran birbirine bağlı iki motif var. Birincisi, sert bir AKP eleştirisi; ikincisi de, “tasfiye” kaygısıdır.
AKP’ye yönelik eleştirilerin temelinde, “ateşkesin kalıcı hale gelmesi”ni sağlayacak adımları atmamış olması yatıyor. KCK, adım atılmasını beklediği konuları, eylemsizlik sürecini başlatan bildiride şöyle sıralamıştı: Operasyonların durması, KCK davalarında yargılananların serbest bırakılması, Öcalan’ın barış sürecine aktif katılma koşullarının yaratılması ve yüzde on barajının düşürülmesi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.