Hrant cinayeti davasından çıkan karar, bir sarsıntı yarattı. Bir tür siyasal ve toplumsal deprem de diyebiliriz buna. Belki şiddeti çok yüksek değil, ama yine de yer yerinden oynadı.
Yer yerinden oynayınca, herkes bulunduğu yeri kontrol etme ihtiyacı duydu. Mahkeme kararının ardından başlayan tartışmalarda, pek çok meselenin dönüp dolaşıp “kim nerede duruyor” sorusuna bağlandığını söyleyebiliriz.
“Kim nerede duruyor” sorusunun cevabı da, başka sorulara verilen cevaplarda somutlaşıyor.
“Bu kararın gerçek anlamı ve işlevi nedir” sorusu çok önemli, ama bu konuda pek bir ihtilaf yok. Mahkeme kararının, cinayetin ardındaki hakikati karartma işlevi gördüğünü herkes biliyor.
Tartışmaları kızıştıran asıl soru, kararın bu şekilde çıkmasından kimin sorumlu olduğudur.
Malum, hükmü veren mahkeme dâhil kimse kararın sorumluluğunu üstlenmeye yanaşmıyor. Kararın doğru ve adil olduğunu da kimse açıkça savunamıyor. Peki, bu adaletsizliğin faturası kime kesilecek?
İlk akla gelen ve en çok işaret edilen adres, hükümettir. Yaygın kanaat şudur: Hükümet, cinayetin ardındaki hakikatin ortaya çıkarılması için üzerine düşeni yapmadı, bu konuda isteksiz ve kayıtsız davrandı!
Davayı takip eden avukatlar, Hrant’ın ailesi ve arkadaşları, AGOS çevresi, demokrat kamuoyu bu görüştedir. Avukatların hazırladığı yıllık raporlarda, mahkemeye ve kamuoyuna sunulan bilgi ve belgelerde bu görüşün gerekçeleri ayrıntılı ve doyurucu bir biçimde yer alıyor.
Başbakan ve AKP sözcüleri ise, hükümetin sorumlu olduğu görüşünü kabul etmiyorlar. En sık başvurdukları argüman da, tetikçinin kısa bir süre içinde yakalamış olması. Meselenin bu olmadığı gayet açık; onlar da bunu gayet iyi biliyorlar!
AKP’ye yakın yazarlar ise, hükümetin sorumluluğunu tam olarak inkâr edemiyorlar, ama bunu ufak tefek hatalara ve ihmallere indirgemeye çalışıyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.