Pek çok tecrübeyle öğrendik ki, Kürt sorununun siyasal boyutları ve çözüm yolları, “olağan” şartlarda tartışılamıyor. Mesela PKK’nın “tek taraflı ateşkes” veya “eylemsizlik” kararı verdiği, yani çatışmaların durduğu veya en aza indiği zamanlarda, Kürt sorunu gündemden düşüyor veya düşürülüyor.
Bugüne kadar çözüm için en büyük fırsat, Öcalan’ın yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinden sonra doğmuştu. PKK, sadece “ateşkes” ilan etmekle kalmamış, silahlı elemanlarını sınırın ötesine kaydırma kararı almış ve bunu büyük ölçüde uygulamıştı. Fakat “çatışmasızlık” altında geçen beş yıla yakın sürede, “Kürt sorunu” adeta unutturuldu; ne yönetim kademelerinde bir çalışma yapıldı, ne de kamuoyunda anlamlı bir tartışma yürütüldü. Ta ki, PKK yeniden silahlı eylemlere başlayana dek...
“Devekuşu politikası” diyebileceğimiz tutum, Türkiye’nin yönetim kadrolarında alışkanlık haline gelmiş sanki. AKP de bu alışkanlığın etkisinden bağışık değil. Herhalde bunun en önemli nedeni, Kürt sorununun bir “ateşten top”a benzemesidir. Topu tutmaya kalkışmak bir yana, ona yaklaşmak bile çok risklidir. Yönetici kadrolar açısından bu riski ortadan kaldırmanın veya düşürmenin yolu, ciddî bir hazırlık yapmaktan geçer. Tutarlı bir program, sabırlı bir strateji ve kararlı bir siyasî irade oluşturamayan aktörler, soruna el atmak yerine, onu uykuya yatırmaya çalışırlar. Lakin Kürt sorunu, uykuya yatacak aşamayı çoktan geride bıraktı.
PKK’nın referandum öncesi aldığı ve seçimlere kadar süreceği anlaşılan “eylemsizlik kararı”, çözüm için yeni ve büyük bir fırsat yarattı. “Devlet adına” Öcalan’la görüşmeler yapılması ve bunun kamuoyundan da saklanmaması, silahların nihaî olarak susmasını sağlamak yönünde atılmış çok önemli bir adımdır. Ancak “silah bırakma müzakereleri”, çözüm sürecinin sadece bir boyutunu oluşturur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.