“Geçmiş”, biz onu yok saydığımızda, öyle basitçe yok olup gitmiyor. Yüzleşmediğimiz ve hesaplaşmadığımız “geçmiş”, bir gün bir şekilde karşımıza çıkar, yakamıza yapışır ve bizden hesap sormaya başlar. Hem bireysel açıdan böyledir bu, hem de toplumsal düzlemde.
Bu temayı işleyen pek çok edebiyat ve sinema eseri vardır. Fons Rademakers’in 1989 yapımı The Rose Garden (Gül Bahçesi) adlı filmi de bunlardan biridir. Film, Paul Hengge’nin gerçek bir davaya dayanan romanından uyarlanmıştır. Yer, Frankfurt Havaalanı. Yaşlı bir adam, cüzdanını kaybettiği için telaşla koşuşturan küçük bir kızı tutuyor, bulduğu cüzdanı büyük bir şefkatle ona vermek için. Bu sakin ve sevecen insan, birden çıldırmış gibi fırlıyor ve düzgün görünümlü bir “beyefendi”ye saldırıyor. “Beyefendi” yaralanıyor, yaşlı adam gözaltına alınıyor. Sonra yaşlı adam aleyhine, yaralama dolayısıyla dava açılıyor. Ama davanın seyri kısa zamanda değişiyor; sanık ve mağdur yer değiştiriyor. Zira o “beyefendi”nin, savaş bitmek üzereyken, yirmi Yahudi çocuğun tıbbî bir deneyde hunharca katledildiği toplama kampının komutanı olduğu ortaya çıkıyor; bir de bu çocuklardan birinin, yaşlı adamın küçük kız kardeşi olduğu...
Savaştan sonra, bu katliam için de soruşturmalar açılmış, ama bir sonuç alınamamış ve dosya “hukuken” kapanmış; ama “yara” kapanmamış. Filmin bir yerinde şöyle bir cümle geçer: “İyileşecek yaraları olduğu sürece, geçmiş bugün olarak kalır.”
Yugoslavya savaşının açtığı yaralar henüz kapanmadı, aksine içten içe kanamaya devam ediyor. Gerçi soykırıma varan katliamlar için, ikisi de Lahey’de olan uluslararası mahkemelerde davalar açıldı. Kısa adıyla Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılamalar devam ediyor; Uluslararası Adalet Divanı ise, Serebrenica katliamının “soykırım” olduğuna hükmetti.
Sırbistan’da da, bu utançla yüzleşmek için adımlar atıldı. Bunlardan en önemlisi, Sırbistan Parlamentosu’nun bu yılın mart ayında aldığı, “Srebrenica’da Boşnak halkına karşı işlenen suçu var gücüyle kınayan” kararı, yani bir tür “özür” beyanıdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.