Hakkâri’nin Peyanis köyünde patlatılan mayın, çeyrek asırdır süren kirli savaşta karşılaştığımız kalleşçe kıyımlardan biridir. Bu saldırının hedefi, sadece aralarında çocukların da bulunduğu siviller değil; aynı zamanda ve esas olarak barış umududur.
Bu saldırının hangi ortamda gerçekleştiğini bir kez daha hatırlayalım: PKK’nın eylemsizlik kararı yürürlükteydi. Eylemsizliğin uzatılması ve kalıcı ateşkese dönüştürülmesi için ciddî girişimler yapılıyordu. Diyarbakır’ın önemli sivil toplum örgütleri ve DTK temsilcilerinden oluşan bir heyet; Cumhurbaşkanı, hükümet ve muhalefet partileriyle görüşmeler yapmaya hazırlanıyordu. Hükümet, referandum sonuçlarının verdiği özgüvenle daha cesur adımlar atmayı planlıyordu. Öcalan’ın açıklamalarına göre, kendisiyle bir süredir yürütülen görüşmeler iyi gidiyordu. Bu arada, çatışmaları sona erdirme konusunda değerli tecrübelere sahip saygın isimlerden oluşan “Âkil Adamlar” grubu, bölgede ve ülkede temaslarda bulunuyordu.
Bu tablo, barışa giden yolu açacak hayatî önemdeki imkânları ve unsurları biraraya getiriyor. İşte o acımasız mayın, bu tablonun orta yerinde patladı. Dün sevgili Yıldıray Oğur, o mayın patlarken şöyle bir ses çıkardığını yazmıştı: “Ufukta barış göründü!” Bana Elie Wiesel’in sözünü hatırlattı Yıldıray’ın bu satırı: “Barışı ancak, tüm çatışmalarda mevcut olan vahşeti en uç noktasındaki haliyle tasvir ederek tahayyül ve arzu edebiliriz.”
Bu çirkin eylem, bize vahşetin en uç noktasını gösterdiği için, barış hayalimizi ve arzumuzu güçlendirmeli. Sadece kıydığı canlar dolayısıyla değil; barışı bu sefer de ıskalarsak, yitirebileceğimiz canları ve değerleri hatırlatmasından dolayı, vahşetin en uç noktalarından birini temsil ediyor Peyanis katliamı.
Vahşete teslim olmak istemiyorsak, bu mayının imha etmeyi hedeflediği imkânları daha da geliştirmek zorundayız. Bu imkânlar arasında kilit önemde olanı, Diyarbakır’da uç veren “sivil toplum diyalogu”dur. Diğerlerini başka yazılara bırakarak, bugün bu konu üzerinde duracağım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.