Mehmet Ağar, mahkemeye düşmüş; yani hâkimin huzuruna çıkmış. Muktedirler için mahkemeye düşmek, gerçekten “düşmek”tir; hâkimin huzuruna çıkmak, gerçekten “huzur”dan çıkmaktır, sonunda hüküm giymeseler de daha baştan huzursuzluğa mahkûm olmaktır.
Bir zamanlar, ekrandaki görüntüleriyle, hatta sadece isimlerinin anılmasıyla bile insanları huzursuz edebiliyorlardı; bir kelimeyle istedikleri kişiyi istedikleri yere düşürebileceklerini hissettirmekten hoşnut, sonsuz kasılabiliyorlardı.
Onlara bu imkânı veren, “dokunulmazlık”tır; ne yaparlarsa yapsınlar, kimsenin onlara dokunamayacağına dair inançtır. Zira iktidarın ruhu, dokunulmazlıkta saklıdır. Bir muktedire dokunulduğu anda, o ruh uçar, geriye bütün zavallılığıyla ölümlü bir beden kalır.
Şimdi Ağar’a bakın, o kara ruhtan eser yoktur. Bir zamanlar, böbürlenerek “
bin gizli operasyon”dan söz eden; “
Türkiye bir San Marino değildir, etrafı ateşle çevrili bir ülkede değişik örgütlenmelere gidilmesi kaçınılmazdır” diyebilen o “
yeryüzü Tanrısı edalı adam”, şimdi sorular karşısında kem küm ediyor.
Ergenekon’dan tutuklu generallere bakın, yine aynı şeyi görürsünüz. Kendilerini acındırmaktan bile medet umuyorlar. Hepsi sürekli hasta; onları cezaevinden kurtaracak bir rapor peşinde koşturuyorlar.
Arjantin’de cunta yıkıldıktan sonra, generallerin mahkemeye çıkarılmalarını, sanık sıralarında süklüm püklüm oturmuş hallerini hatırlıyor musunuz? Arjantin cuntasının sembol ismi ve korkunç yüzü Videla’nın geçtiğimiz aylarda yeniden hapse konduğunu, kurtulmak için sağlık bahanesine sığınmasını herhalde bu ülkede çok az kişi bilir. Onları bu hale düşüren, mahkemeye düşmüş, yani kendilerine dokunulmuş olmasıydı.
Peki, Pinochet’nin Londra’da gözaltına alındığı ve aylarca ev hapsinde tutulduğu zamanları hatırlıyor musunuz? Tek sığınağı, hastalık iddiasıydı. Londra’da kaldığı süre içinde hep tekerlekli sandalyedeydi. Uzun tartışmalardan sonra Londra’daki mahkeme, Pinochet’nin yaşlılık ve hastalık nedeniyle yargılanamayacağına karar verdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.