Bu yıl da Newroz, Türkiye’nin hakikatine uygun bir şekilde geçti. Tıpkı bahar ile kışın didişmesine sahne olan bugünlerin hava durumu gibi. Ahmet Kaya’nın şarkılarında sıkça geçen ruh yırtılmasını hatırlatıyor bu havalar. “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe” sözlerinde dile gelen bir “yaman çelişki”yi yaşıyoruz döne döne.
Diyarbakır’da yüz binlerce insan rengârenk bir bayram havasında coşkuyla kutladı Newroz’u. Türkiye’nin bu yanında, bu bayramın ruhunu yansıtan bir bahar havası vardı. Diğer yanı ise, büyük ölçüde kayıtsızlık, biraz tedirginlik, biraz da öfkeyle karşıladı bayramın bu şekilde kutlanmasını.
Bir tarafın coşkusuna, heyecanına diğer tarafın kayıtsızlık, tedirginlik veya öfkeyle yaklaşması, ciddi bir sorundur; daha doğrusu ağır bir sorunun ciddi bir işaretidir. Bu işaret; Türkiye’de iki ayrı dünyanın, iki ayrı kamuoyunun mevcudiyetine, bunların birbirlerine ulaşma kanallarının tıkalı olduğuna ve birbirlerini anlama zemininin zedelendiğine delalettir.
Pek şaşılacak bir durum değil bu aslında. Zira uzun süren iç çatışmalar; toplumda aşırı bir kutuplaşmaya, öfke birikimine ve yaygın şiddet eğilimine yol açarlar. Aşırı kutuplaşma, giderek “toplumun parçalanması”; iletişimsizlik ise, “toplumsalın çöküşü” olarak niteleyebileceğimiz bir tablo yaratır.
Diyarbakır’daki Newroz meydanında barış türküleri söylendi, umut halayları çekildi. Kutlamanın ardından sokaklara ve parklara gaz bombaları yağdı. Sonrası yine öfke patlaması, yine şiddet rüzgârı!
Elbette barış, herkes için aynı şeyi ifade etmiyor. Newroz meydanından yükselen barış sesinin esasını, Kürtlerin özgürlük ve eşitlik talebi oluşturuyor. Bu talebin içinde pek çok somut hedef ve öneri bulunması doğal, hatta kaçınılmazdır. Bunların herkes tarafından tasvip görmesi tabii ki beklenemez.
Yazının devamını okumak için tıklayın.