“1990’lı yıllarda işlenen faili meçhul cinayetler bir devlet politikasıdır.” Türkiye’de alışık olduğumuz, binlerce kez duyduğumuz bir cümle. Şimdi bu cümle ve onun önünü arkasını dolduran açıklamalar, “şok sözler”, “şok itiraflar” başlığıyla veriliyor. Sebep belli: Bu sefer konuşan, herhangi biri değil, bir emekli koramiral, Atilla Kıyat.
Kıyat, o yılların tamamında “amiral” rütbesini taşıyor. 1987’de tuğamiralliğe terfi eden Kıyat, 1995’te koramiral oluyor ve 1999’da bu rütbeden emekli oluyor.
Atilla Kıyat, ayrıntı vermiyor. Belki “o bölge”de görev yapmadığı için ayrıntılar hakkında somut bilgiye ya da “deliller”e sahip değildir. Peki, bu durum sözlerinin önemini azaltır mı? Soruyu şöyle soralım: Bu sözlere inanmak için, o dönem içişleri bakanlığı yapmış İsmet Sezgin’in ya da “devlet tecrübesi”nin mümtaz abidesi Onur Öymen’in talep ettiği “deliller”i bizzat Kıyat’ın ortaya koymasına gerek var mı?
Yok tabii! Zira bu konuda, şimdiye kadar açığa çıkan deliller, Kıyat’ın sözlerini kanıtlamaya yeter de artar bile. TBMM araştırma komisyonları raporları, Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu (meşhur Kutlu Savaş raporu), AİHM’nin sayısız kararı ve cinayetlerin içinde bilfiil yer almış JİTEM mensuplarının itirafları… Bunlar yetmez mi?
JİTEM’de görev yapmış Abdulkadir Aygan, Hüseyin Oğuz gibi şahıslar; hangi cinayetlerin kimler tarafından ve nasıl işlendiğini, emirlerin kimlerden geldiğini bütün ayrıntılarıyla defalarca anlattılar. Verdikleri adreslerden cesetler çıkarıldı; pek çok tanık da, onların açıklamalarını teyit etti.
Peki, bunca delile rağmen, neden bu dönem aydınlatılamıyor, sorumlular yargılanmıyor?
Manzarayı nasıl gördüğümü kısaca açıklamaya çalışayım: Bu bir “kirli savaş örgütlenmesi”ydi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.