Homo Ludens, Johan Huizinga tarafından altmış yıl önce yazılmış şahane bir kitabın adıdır (Türkçesi, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmıştır).
Huizinga, “oyun oynayan insan” (homo ludens) tabirinin, insan türünü tarif etme konusunda, en az “imal eden insan” (homo faber) kadar açıklayıcı olduğunu savunur. “Oyun”u, insanın en esaslı işlevlerinden biri olarak gören Huizinga, kitap boyunca bunun neden böyle olduğunu çarpıcı misallerle anlatır. “Oyun”un bu işlevlerini yerli yerine oturtabilmek için de, kitabın başlarında, “oyun”a verdiği anlamı açıklar.
Oyun, hayatın boşluklarını doldurur; onu süsler, zenginleştirir! Zira “oyun, en gelişmiş biçimleri içinde insana bahşedilmiş estetik algılama yeteneğinin en soylu unsurlarını meydana getiren ritim ve armoni ile doludur”.
Peki, nedir “oyun”un karakteristik özellikleri? “Her oyun, her şeyden önce gönüllü bir eylemdir. Emirlere bağlı oyun, oyun değildir.” Yani, “oyun serbesttir, oyun özgürlüktür”.
Ayrıca, “oyun ‘gündelik’ veya ‘asıl’ hayat değildir. Oyun bu hayattan kaçarak, kendine özgü eğilimleri olan geçici bir faaliyet alanına girme bahanesi sunar”. Bu kaçış, manevi varlığımızın derin tabakalarına doğru bir yolculuktur aynı zamanda. Bu yolculuğun amacı, biyolojik ihtiyaçların tatmininden daha yüksek bir tatmin düzeyine ulaşmaktır. Bunun için de, oyunu kendi kuralları içinde oynamak gerekir. İnsanın oyun vasıtasıyla kendine doğru bir uçuş hamlesi yapabilmesi, oyunun büyülü çemberi içinde kalmasına bağlıdır. Oyunun kurallarına uymak, işte bunu sağlar. Kuralları ihlal eden kişiye, oyunbozan denir.
Futbol, diğer bütün profesyonel “oyun”lar gibi, bu anlamda bir oyun olmaktan çoktan çıktı. Tinsel/manevi dünyanın esin ve besin kaynağı olma özelliği kaybolunca, oyunun özü de buharlaşır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.