Öğrencilerin gösterilerine karşı polisin takındığı “tutum”u nasıl adlandırmak ve anlamlandırmak gerekiyor?
İstanbul Emniyet Müdürü’ne göre, “polis yasaların kendisine tanıdığı yetkileri kullandı”. Yani her şey hukukun içinde, “yasallık berkemal”!
Hükümet ve AKP sözcülerinin yaklaşımı da esasta aynı. Gerçi “arzu edilmeyen görüntüler” gibi bir ifade kullanarak, durumdan rahatsız olduklarını ima ediyorlar; ama sorumluluğu poliste değil, öğrencilerde aradıklarını da gizlemiyorlar. Ayrıca bir soruşturma açılması gereğinden söz etmemeleri, ortada bir hukuk ihlali bulunduğunu düşünmediklerini gösteriyor.
Hükümete yakın medyadaki haber dili de, aşağı yukarı aynı bakışı yansıtıyor. Buradaki genel havaya bakarsak, bazı polisler aşırıya kaçmış olabilirler; ama onları da öğrencilerin saldırgan tavırları tahrik etmiş. Sonuçta, polis yer yer “hukuka aykırı” davranmış olabilir, ama yaptığı şey bir bütün olarak “meşrudur”.
Polisi eleştirenlerin önemli bir kısmı, meseleyi “orantısız güç kullanımı”na indirgiyorlar. Sanki ortada karşılıklı ve hemen hemen denk bir güç kullanımı varmış da, bir taraf ipin ucunu biraz kaçırmış gibi.
Ekranlara akan ve internette dolaşan görüntülere biraz insafla bakan herkes, polisin yasalar çerçevesinde “asayişi sağlama” gibi saikle değil, müthiş bir hınç ve öfkeyle hareket ettiğini fark edebilir. Eylem yerinden çok uzaklarda, otobüslerde bekleyen veya gösteri yapması tamamen engellenmiş, yani dağıtılmış ve kaçmakta olan öğrencilere acımasızca inen polis coplarını ve tekmelerini, “yasal bir görevin icrası” babında değerlendirmek hangi hukuk ve vicdan ölçütüne sığar? Üstelik öğrencilerin karşı koyma ve hele de saldırma imkânları ortadan kalkmışken!.. Velev ki, öğrenciler arasında pankart sopalarıyla polise karşı koymaya, hatta saldırmaya çalışanlar bulunmuş olsun, polisin dizginsiz şiddetini bununla meşrulaştırmaya kalkmak, hangi insafa sığar!
Polisin örneklerini on yıllardır gördüğümüz bu “şiddet temrini”nin ardında, hınç alma ve had bildirme amaçları yatıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.