Şu sevdiği hayata veda edeli yirmi iki yıl olmuş Cemal Süreya’nın! Ölümün eşiğindeyken, “her ölüm erken ölümdür/ biliyorum Tanrım” demişti; ama “üstü kalsın” diyebilecek kadar da doldurmuştu ömrünün içini.
Belki her ölüm erkendir, belki haklıdır usta! Ama bazı ölümler çok erkendir, fazla zamansızdır. Bilhassa öldürmelerle biten ömürler için ölüm her zaman ve mutlaka erkendir. Ve bu ülke bu manada “erken ölümler ülkesi”dir.
Ölüm, ne zaman ve nereden gelirse gelsin acıdır. Lakin öldürmelerle gelen ölümler, çok daha acıdır ve de kalleştir. Hele bir de “hesabı sorulmamışsa”, o ölümler bir iç yangını olur, sürer gider! İşte bir ocak ayında katledilen Hrant Dink’in ölümü gibi! İşte yine bir ocak ayında katledilen Metin Göktepe’nin ölümü gibi!
“Erken ölümler”le başladık bu yıla; Uludere’deki katliamla gelen otuz dört “erken ölüm”! Hükümet, ordu, medya “olay” diyerek geçiştirmeye ve “kaza” diyerek hesapsız bırakmaya çalıştı hemen. Acılı Kürtlerin vakur öfkesiyle, vicdanlı insanların susmayan sesiyle, şimdilik bozulmuş görünüyor bu oyun. Başlarda “olay ve kaza” korosunun uğursuz uğultusuna katılanların bir kısmı da caymış gibiler.
Tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Bir yandan “faili meçhuller”i aydınlatmak için yargının yolları açılıyor. Diğer yandan, gözlerimizin önünde gerçekleşen katliamların, cinayetlerin üstü örtülmeye çalışılıyor.
Bir yandan, eski darbeleri ve yeni darbe teşebbüslerini hesaba çekmek için davalar açılıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.