Uludere’nin kırsal kesiminde 12 - 14 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen “askerî operasyonlar“da öldürülen on iki PKK gerillasından sekizinin cenazeleri “çatışma bölgesi”nde bekletiliyordu. Binlerce insan, bu cenazeleri almak için, sınırın öte yakasında yer alan o bölgeye doğru yürüyüşe geçiyor. Bu insanların büyük bir kısmı, askerler tarafından “sınır”da durduruluyor. Birkaç yüz kişilik bir grup ise, her türlü tehlikeyi göze alarak “sınırı aşıyor” ve dört gerillanın cenazesini getiriyor.
Burada “aşılan”, sadece fiziksel bir “sınır hattı” değildir; ruhsal ve siyasal sınırlardır aynı zamanda.
Eylemsizlik kararı almış örgütün, eylem hazırlığında olduklarına dair hiçbir belirti olmayan militanlarını öldürmek, Kürt sorununu yeni ve çok tehlikeli bir sahaya sürüklemek anlamına geliyor. Aslında bu taktik yeni değildir; daha önce de defalarca uygulandı. Lakin Kürt halkının buna verdiği tepkinin biçimi yenidir.
Bu tepki biçiminin ilk örneği, Uludere’deki operasyondan birkaç gün önce Diyarbakır’da yaşanmıştı. Yine bir “askeri operasyon”da öldürülen eylemsizlik halindeki gerillaların cenaze törenine yüz binlerce insan katılmıştı. Neredeyse bütün şehir cenaze namazında buluşmuştu. Ve bu anın fotoğraf, bir “sınırın aşılmakta olduğu“nun çıplak deliliydi.
Kürt halkının büyük kısmı, Kürt sorununa siyasal eşitlik, haklar ve özgürlükler temelinde çözüm bulmak yerine, askeri yöntemlerde ısrar edilmesi halinde, dağ ile ova, kır ile şehir arasındaki sınırı aşmaya hazır olduğu mesajını veriyor. PKK, her zaman şehirlerde, ovada ciddi bir desteğe sahip oldu. Ancak bu zeminler arasında yine de bir “sınır” vardı. Şimdi olan şey ise, o sınırın aşılmaya başlanmasıdır.
Bu sınırın aşılması, Kürt sorununda on yıllardır sahnede tutulmak istenen “Uçurum Kenarı“ diye adlandırabileceğimiz oyunun sonuna geldiğimizi gösterir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.