Dövüş Kulübü, orijinal adıyla Fight Club! Benim için tüm zamanların en etkileyici filmi! Hikâye, “uykusuzluk”la başlar. İyi bir işte çalışan, görünüşte düzgün bir hayatı olan Jack, birden uyuyamaz olur. Giderek kronikleşen uykusuzluk hali, hayatını altüst eder Jack’in. Beden ile beyin arasındaki yaman çelişki ya da çatışma, Jack’i böler, içinden bir kişi daha doğurur. Artık bir hayatta iki kişi vardır, Jack ve Tyler Durden.
Filmin bütünü üzerine söylenecek çok şey var; epeyce şey söylendi de zaten. Salt buraya kadar olan kısmı bile, muhtelif meseleler üzerinde düşünürken, ilgili ilgisiz aklıma düşer. Filmi buna indirgiyor değilim elbet. Bundan sonra söyleyeceklerim, filmden hareketle söylenmiş ve söylenebilecek olanları yok saydığım anlamına gelmiyor yani. Memleketin kronik meseleleri, bana yine filmin o çarpıcı başlangıcını hatırlattı, yine bunun ötesine geçmeyecek filme göndermelerim.
Robert Musil! Adını değişik vesilelerle andığım, ömrümün ustaları arasında yer alan Avusturyalı yazar. Yaşadığı zamanın tetkikini olağanüstü bir derinlikle yapan, giderek bütün yirminci asra ürpertici bir öngörüyle teşhis koyan adam. En bilinen romanı, Niteliksiz Adam! Milan Kundera’ya göre, “asrın romanı”.
1880’de doğan Musil, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun son dönemine tanıklık eder. Sürekli huzursuzluk içinde kaynayan bu devleti, beyin ile bedenin birbirinden koptuğu bir organizmaya benzetir. Bütün refleksleri; baskı, şiddet, ayak oyunları vb. kodlarla belirlenmiş bir beden gibidir adeta. Karşılaştığı sorunlara verdiği her refleks biraz daha çökertir kendisini. Bir yerde acımayla bakar bu yapıya Musil ve şöyle der: “Bu devletin ruhu, irade dışı bir mutlakıyetçilik olarak adlandırılabilir; çünkü bu devlet, nasıl yapılacağını bilseydi, aslında demokratik davranmayı isterdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.