1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:54
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Mithat Sancar MEO VOTO 05.03.2009
Mithat Sancar
Varoluşsal yalan ve sefil bahane
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane Mithat Sancar - Varoluşsal yalan ve sefil bahane
Mithat Sancar köşe yazılarını web sitenize ekleyin
Bir zamanlar bir adam varmış, sihirbazın biri ona, insanlara istediği kadar yalan söyletme yeteneğini bahşetmiş. Bazı insanların bakışları karşısında gerçeğin dudaklarımızdan kendiliğinden dökülüverdiği gibi, bu adamın iradesi de insanın düşüncelerini daha kaynağında tersine çeviren ve rengini değiştiren bir baskı uygularmış.

Girişini aktardığım bu mesel, Georg Simmel’in “Öncesizliğin ve Sonrasızlığın Işığında An Resimleri” adlı kitabındaki “Yalan Üreticisi” denemesinde yer alıyor. Bu mesel, yıllar evvel ilk okuduğumda da bana sanki Türkiye’nin kamusal/siyasal hayatını tasvir ediyor gibi gelmişti.

Taraf
’ın dünkü manşeti, “Savaş Yalanları”ydı. Bu manşet ve altında anlatılan olay, daha önce başka bir yazımda kullandığım bu meseli bir kez daha hatırlattı bana.

Manşetle aynı adı taşıyan bir kitabı da hatırladım bu vesileyle; Louis Begley’in “Savaş Yalanları” kitabını. Kitabın arka kapağındaki şu birkaç satır, romanın iyi bir özeti: “İkinci Dünya Savaşı’nın en sıcak günleri. Sekiz yaşındaki Yahudi Maciek, teyzesi Tanya ile birlikte, hayatta kalabilmek için varlığını, dinini ve ailesini reddeder ve sonunda sırf yaşadığı için suçluluk duygusuna kapılır.

Türkiye’de sistem, kocaman bir “varoluşsal yalan” üzerine inşa edilmiş; oradan türeyen sayısız “yavru yalan”, hayatımızın her yanını istila ediyor durmadan. “Annelerin ninnilerinden, spikerin okuduğu habere”, ders kitaplarından siyasal alandaki en küçük davranışa kadar “yalan”la yaşıyoruz sanki. Bu hal, insanları sadece kamusal/siyasal alanda değil, özel dünyalarında bile kendiliğinden, hatta fark ettirmeden bir “yalancı” gibi davranmaya yöneltiyor.

O kadar uzun süredir işliyor ki bu döngü, yalan artık sıradanlaştı, alıştığımız bir şey haline geldi. Yüzeysel yalanlar değil bunlar, derinlerimize nüfuz etmiş yalanlardır. Ve böyle yaşamak; hem kamusal dünyamızı, hem toplumumuzun ruhunu, hem de bireysel benliklerimizi fena halde ifsat ediyor.

Zira Simmel’in dediği gibi, “sözleri düşüncelerden farklı bir yöne sevkeden yalan en yüzeysel ve giderilebilir yalandır: Bu yalan, insanın kendisine ait değil gibidir, kendisiyle ve dış dünya arasındaki sınırda oluşur yalnızca. Asıl yalan, sözlerin düşüncelerle örtüştüğü, fakat düşüncenin içimizdeki daha derin gerçekle çeliştiği yalandır; ruhumuzun kendi içinde ikircikli olduğu ve aslında inanmadığını bildiği şeye inandığı zaman.

Tıpkı Begley’in romanındaki gibi, yalan üzerine kurulmuş bir hayatta, ne adalet fikri yer bulabilir, ne suç, ne de günah.

Yalan üzerine kurulu bir sistem, “bahane” olmadan yürüyemez; yani bu çarkı, “bahane”nin kötü yağı olmadan çevirmek imkânsız. Simmel’in aynı kitabındaki “Bahane” başlıklı denemesinden birlikte okuyalım:

Hayvanlarda benzeri görülmeyen, salt insana özgü bir davranış keşfetmeye çok çalışıldı. Oysa dil ve devlet, hatta ahlâk ve sanatın bile gelişimlerinin ilk belirtilerini insanaltı varoluşta bulmak mümkün. Ama bir noktada, insanla hayvan arasındaki mesafede en ufak bir azalma olmamışa benziyor… Kabahati bir de başarıya dönüştüren bahane, yalnızca insanın tinsel mülküdür ve en üstün hayvan bile buna cesaret edemezken, en alçak insanın beşiğine türünün vaftiz armağanı olarak konulur.

Birileri “yalan” üretiyor; başkaları da hemen onun “bahane”sini. En büyük “bahane” de, “kutsal amaçlar” şeklinde zuhur ediyor. Her meşrepten siyasal akım, “kutsal bellediği amaca giden yolu açmak” adına yalanları ve yalancılığı meşrulaştırmaya, masumlaştırmaya çalışıyor. Başkası yaptığında “kötü” bulduğumuz davranış, biz veya bizden biri yahut bize yakın bulduklarımız tarafından yapıldığında birden bire “iyi” oluveriyor. Giderek “kavramlar” tersyüz oluyor; “değerler”in içi boşalıyor. Böylece “sistem”in en iddialı muhalifleri bile, onu yeniden üretir hale gelebiliyorlar.

Bence Türkiye’de anlamlı siyasal mücadelenin öncelikli hedefi, Nâzım Hikmet’in dediği gibi, “yalanı yenmek” olmalıdır:

        Annelerin ninnilerinden 
        spikerin okuduğu habere kadar, 
        yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı…


***

Yusuf Hayaloğlu
’nun vakitsiz vedası, sahici insanların bu “yalan” dünyasında uzun süre tutunamadıklarını gösteriyor galiba. Sevgili Ahmet Kaya’nın sesinden her dinleyişimde sarsıldığım bir türkü var, “şu dağlarda kar olsaydım” diye başlayan. Bunun da sözlerini o güzel insan, Yusuf Hayaloğlu yazmış. Son dizeleri, sanki Türkiye’yi ve kendisini anlatıyor: 

        Bu dünyada yerim yokmuş yokmuş 
        Keşke bir yalan olsaydım olsaydım…


Ruhu şad olsun, başta sevgili Gülten Kaya, tüm yakınlarının ve sevenlerinin başı sağ olsun!

 

Diğer Mithat Sancar Makaleleri:
  1. Barışın dili - 02.09.2010
  2. Eski tarz-ı siyasete karşı evet! - 26.08.2010
  3. Barışa evet - 19.08.2010
  4. Demokrasi yürüyüşü - 12.08.2010
  5. O “devlet politikası”ndan nasıl kurtuluruz - 05.08.2010
  6. Çözümsüzlükten ırkçılık batağına! - 29.07.2010
  7. 12 Eylül’le hesaplaşmak - 22.07.2010
  8. Futbol ve demokrasi - 15.07.2010
  9. Çözümsüzlüğün ve çözümün bedeli - 01.07.2010
  10. Barış umudundan iç savaşın eşiğine... - 24.06.2010
  11. Yalan ve aptallık - 17.06.2010
  12. Yazmak mı zor, susmak mı - 10.06.2010
  13. Güvenlik ideolojisinin çöküşü - 03.06.2010
  14. 27 Mayıs’ın efsunu - 27.05.2010
  15. CHP’de siyasete dönüş (mü) - 20.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Varoluşsal yalan ve sefil bahane - Mithat Sancar
03.09.2010 05:54:09