Son iki haftayı yollarda geçirdim. Yolculuğun bir kısmı İtalya’da ve “tren”le iç içe geçti. Tren seyahati de yaptım bu sürede, ama trenle meşguliyetim bundan fazlasını içeriyordu. Bu kısmı, başka bir zaman ve imkânlar elverdiğince ayrıntılı anlatmak istiyorum.
İtalya’nın bir kentinden diğerine hızlı trenle giderken, “yüksek hız”ın hakikatle ilişkimizi derinden etkilediğini düşündüm yine. Yüksek hız, “hakikatlerimiz”i yerinden ediyor; “yerleşik hakikatlerimiz”i sarsıyor, muğlâklaştırıyor.
Bunun kötü bir tarafı yok; aksine, yerleşik hakikatlerle hesaplaşmak, çoğu zaman kendi sınırlarımızı keşfetmemizi ve aşmamızı sağlar. “Özgürleşme”ye değer verenler için, kıymetli bir imkândır bu. Ancak, “yüksek hız”ın bunun için iyi bir yöntem olduğundan ciddi kuşkum var. Daha samimi olayım; yüksek hız, yerleşik hakikatlerimizi sorgulamak için hiç de uygun bir yöntem gibi gelmiyor bana. Zira Milan Kundera’nın dediği gibi, “yavaşlık ile hatırlama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki var... Yavaşlığın derecesi hatırlamanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır.”
Oysa özgürleşme yolculuğu, kendini tanıma ve kendi olma arayışıdır aynı zamanda. Bu nedenle, yerleşik hakikatlerin kıskacından özgürleşmeye giden yolda, hafızanın rehberliği çok önemlidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.