Muktedirlerin zaferleri beni ürkütür. Zafer çığlığı atan, zaferini kutlayan bir muktedir, bana korkudan çok, tiksinti verir. Zira muzaffer bir muktedirin sevinç gösterisi, pervasızlığın hoyratça dışavurumundan öte bir anlam taşır. Gücü kutsama ayinidir bu aslında. Hakkın ve haklılığın tek kaynağının “güç” olduğunu herkeslere kabul ettirmeyi hedefleyen bir “kötülük töreni” de diyebiliriz buna. “Kazandım, o halde haklıyım” demenin en kaba biçimidir burada karşımızda duran.
Zaferini suhuletle yaşama rolü yapan bir muktedir ise, en korkutucu olanıdır benim için. Zira zaferi esasen gücüne dayansa da, bu gerçeği karartma niyeti saklıdır o makul ve mutedil pozlarda. “Kazandım, çünkü haklıydım” ya da “Haklı olduğum için kazandım” demeye getirmektedir.
Muktedir, sahip olduğu kahredici gücü, sadece rakiplerini/ hasımlarını/ düşmanlarını cismen yok etmek için kullanmaz. Bir de, bilhassa kapışmayı seyredenlerin hafızalarına hükmetmek, o hafızaları yeniden kurmak için yararlanır o güçten. Böylece bir “öncesizlik” yaratır; seyredenlerin gözlerinin ve zihinlerinin o “kader ânı”na sabitlenmesini sağlar. Artık tek bir gerçek vardır: Rakip/ hasım/ düşman yenilmiştir. Bu kapışmanın sebepleri, rakibin/ hasmın/ düşmanın nereden geldiği, o kapışmaya nasıl girdiği, kimleri nasıl dâhil ettiği artık önemsizdir.
Usame bin Ladin’in öldürülmesi olayı, bu eski oyunun yeni bir temsili gibi duruyor. Bin Ladin’e ağıt yakacak değilim. Her şeyiyle, fikir dünyamın ve eylem algımın çok uzağında, hatta çoğu yerde tam karşısında duran bir figürdür bin Ladin. Mesela bir Robin Hood değildir. Ondan vazgeçtim; V for Vendetta filmindeki V’yi azıcık andırsaydı, o azıcıklık oranında sempatimi çelebilirdi belki.
Oysa tam tersine, muktedirlerin kirli oyun dünyasında büyümüş; bu nedenle, onların dilini iyi öğrenmiş biriydi o.
Yazının devamını okumak için tıklayın.