1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:27
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Murat Belge TÜRKİYE'NİN HALLERİ 09.09.2008
Murat Belge
12 Mart anıları
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları Murat Belge - 12 Mart anıları
Murat Belge köşe yazılarını web sitenize ekleyin

12 Mart döneminin son günlerini hatırlıyorum. Faruk Gürler Cumhurbaşkanı olma atağını yapmış, kaybetmiş, Ecevit ile Demirel anlaşarak Korutürk’ün bu makama gelmesini sağlamışlardı. İşin başındaki “9 Mart/12 Mart” kadroları o zamana kadar itişe kakışa, ama Komünistler’e karşı bir ölçüde birleşmiş gibi yaparak gelmişlerdi. Gürler kanadının partiyi kaybetmesi, sanırım, nihaî hesabın görülmesinde öbür kanadın elini güçlendirdi. Faik Türün İstanbul’da Sıkıyönetim Komutanı’ydı ve tahminime göre “cuntacı” kanada sempatisi yoktu. Kontrgerilla, o zamana kadar pek kovuşturmaya uğramamış birilerini ağırlamaya başladı. Rütbe de yükseliyordu: Korgenerallikten emekli Celil Gürkan da Kontrgerilla’ya (“Ziverbey Köşkü” diye bilinen) alındı.

Fakat, bir yandan da kaçakçılar gözaltına alınıyor, tutuklanıyordu: sigara kaçakçıları, silâh kaçakçıları, her kullandığını kaçak kullanan bu toplumda bu canlı sektörün (bir çeşit “hizmet sektörü” sayabilirsiniz) çalışanları. Onların da hiyerarşisi yükselmeye başlamıştı.

Herhangi bir somut bilgimiz olmadığı halde bu iki süreç arasında nedensel bir bağlantı olacağını tahmin ediyorduk.

Derken Celil Gürkan Kontrgerilla’dan evine döndü; öteki süreç de yavaşladı veya durdu. Ortalık sakinleşti. Gözler parlamenter sürece çevrildi.

Ne olmuştu acaba?

Türkiye’de iktidarı seven, kimseye bırakmak istemeyen, kendi arasında iyi kötü örgütlü bir asker-sivil bürokratik elit hep olmuştur. Çok-partili siyasî sistem bu kesimi siyasetten, daha doğrusu mutlak iktidardan uzaklaştırınca “darbe” yöntemi gündeme gelmiştir. 27 Mayıs ordunun kendi hiyerarşisini bozan bir darbeyi. Bundan sonra, adım adım, “hiyerarşik darbe” diyebileceğimiz bir metodolojinin kurumlaştırıldığını görüyoruz. Dediğim hesaplaşma da, çizgi dışına çıkmış 9 Martçılar’ın “tedib”i olayıydı.

Şimdi, 1946’dan bu yana, sözkonusu “elit”in dışında kalan ve siyaset de yapan kadrolar var. Kendine özgü yapısıyla Türkiye’de “çok-partili siyaset”, siyaset bilimi sözlüğünde en çok İtalya katkısıyla yer alan “transformismo”, “clientelism” gibi terimlerle anlatılan biçimlere uyar. Kısaca, iktidar aracılığıyla ekonomik nimetlerin paylaşılması diyebileceğimiz bir sistem. Onun için, daha baştan, yapısı gereği, yozlaşmaya açık bir mahiyeti vardır. 12 Mart’ın bitme aşamalarında, “tedip” edilen “cuntacı” kesim, bu uygulamayı durdurmak üzere, “kaçakçı avı”na çıkmıştı, çünkü büyük bir ihtimalle bu adamlarla sivil siyasette sivrilmiş birileri arasında karanlık ilişkiler olduğunu biliyorlardı. Çünkü memleketin normal ahvalinde, tepede olanlar, bütün bunları bilir, ama olanlara göz yumar ve kurulu dengelerin bozulmasına meydan vermezler.

Ancak, “AKP iktidarı” gibi bir şey, başlı başına denge bozmaya yetiyor. Çünkü 12 Eylül’le perçinlenen bu sistem, kurulmakta olan yeni dünyayla ve elbette onun esintilerini hisseden Türkiye’nin yeni yapısıyla bağdaşmıyor. Onun için bir seçim döneminden sonra AKP, bütün mitinglere, muhtıralara, tehditlere rağmen yüzde kırk yediyle geri gelebiliyor ve dış konjonktür bu “parvenu” (sonradan görme) iktidarın bilinen eski yöntemlerle (Ergenekon’un istediği yöntemler diyelim) bertaraf edilmesine elvermiyor.

Şu günlerde arka arkaya bazı “yolsuzluk” haberlerinin ortaya çıkması, başta söylediğim, 12 Mart’tan çıkış günlerini hatırlatıyorsa, ikisi birlikte, Türkiye’nin bu geleneksel yapısının, politikası ve ekonomisiyle birlikte değişmesinin ne kadar zorunlu olduğunu açık açık anlatıyor.

Bugünün genel konjonktürü, özellikle AB yolunda yapılması gerekenler bu yapı değişikliği için elverişli ortam yaratıyor. AB yolu zaten bu yapı değişikliğini zorunlu kılıyor. Yapı değişikliği, kolay ve arızasız bir iş değildir. Köklenmiş çıkarlara dokunmak kasırgalara da yol açabilir. Ben gene de bu işlerin bir “konsensus” ikliminde yapılmasının bir “fizibilite”si olduğunu düşünüyor, en azından buna inanmak istiyorum. Bunun için, herkes söyleyeceğini söylesin, hiçbir şey de gizli kalmasın, ama lütfen bağırmadan, çatışma çıksın diye olduğu yerde eşinenlere fırsat yaratmadan söylesin. Türkiye hepimizin.

 

Diğer Murat Belge Makaleleri:
  1. Kısa bir Kıbrıs ziyareti - 31.08.2010
  2. Bolu üstünden Ankara - 29.08.2010
  3. Neyin ‘boykot’u - 28.08.2010
  4. Referandum öncesinde - 27.08.2010
  5. Diaspora ve ‘Tapınak Bekçileri’ - 24.08.2010
  6. Bir ‘müzik gecesi’ - 22.08.2010
  7. Öğretmenliğin yılan hikâyesi - 21.08.2010
  8. Öğretmenlik hikâyesi - 20.08.2010
  9. Hasankeyf - 17.08.2010
  10. Barışın yolu yordamı - 15.08.2010
  11. “Devletle çözelim” formülü - 14.08.2010
  12. Kürt sorununda son durum - 13.08.2010
  13. Kesinlik ve şüphe dengesi - 10.08.2010
  14. Kooptasyon’un bitişi - 08.08.2010
  15. Yeniden ‘Seçim/kooptasyon’ konusu - 07.08.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: 12 Mart anıları - Murat Belge
03.09.2010 06:27:27