Doksanlı yıllarda Refah Partisi’nin oy desteğinde bir yükselme oldu ve bu süreç sonunda bu partiyi iktidar ortağı durumuna da getirdi. İşler henüz bu aşamaya gelmemişken, aramızdan birileri, “Bu adamlar iktidar olacaksa, ben onlara karşı Kenan Evren’le dahi ittifak kurarım” türünden cümleler telaffuz etmeye başlamışlardı. Refah iktidarı sonunda 28 Şubat müdahalesini getirince, bu cümle de bir şekilde pekiştirilmiş oldu. Cumhuriyet kuruldu kurulalı, önümüzde çizilen bir tablo vardır: bir tarafta “yobazlar”, “gericiler” ki, ortak paydaları dindir; bir tarafta da “Aydınlanma”. Bu ikincisi “Batılılık” kelimesiyle de, “modernleşme” gibi kavramlarla da anılabilir, ama asıl karşılığı “Atatürkçülük”tür. “Sosyalizm” gibi akımlar da o ana akımın türevi gibi görülür ve çok zaman “Ben sosyalistim” diyenler de böyle görülmeye itiraz etmemiştir.
Dolayısıyla 28 Şubat, “ilerici güçler”in “irtica”yı iktidardan alaşağı etmesi olarak gösterildi, birçokları tarafından da öyle görüldü. Bu “ilerici güçler”in başında Silahlı Kuvvetler vardı. Güven Erkaya’nın bulduğu deyimle “silâhsız kuvvetler” (burada da hem işçi, hem de işveren örgütleri koalisyon halindeydi) ortamı hazırlamış, TSK da son noktayı koymuş, Erbakan istifasını verip gitmişti.
Bu olay, birçokları arasında, ülkenin yıllanmış cuntacılarına büyük bir heyecan verdi. Onlar, altmışlardan (aslında daha da öncesi ya) bu yana, “ilericilik” timsali bir “ordu”dan söz etmiş, ama 1971’de ve 1980’de bu ordu bildiğimiz darbeleri yapıp bildiğimiz davranışları sergilemiş, kendisi hakkında bu propagandaları yapanları da esirgememişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.