Demokratik Açılım”... Bu iki kelimenin özetlediği niyet, toplumda yaşayan herkesin zihninde bir biçimde var olan amorf bir özlem olmaktan çıkarak, bir “politika” haline nasıl geldi? Tamam, bir yığın eksiği gediği vardı, ama hükümetin adlandırdığı ve böylece telaffuz ettiği bir şey, bir “politika” olur.
O iki kelimenin telaffuz edilmesine giden süreç Hasan Cemal’in bir PKK yetkilisiyle yaptığı mülâkatla başladı, diyebiliriz. Bu PKK yetkilisi, o mülâkatta bir “barış” ihtimali, imkânı olduğunu belirtmişti. Belli ki, PKK içinde de, bunca yıldan sonra silahları bir kenara koyarak sorunları görüşme, konuşma yoluyla çözmenin mümkün ve doğru olduğunu düşünme eğilimi biçimlenmişti.
O eğilimin hangi somut olaylar ve gelişmeler sonucunda oluştuğuna dair hiçbir bilgim yok tabii. Taraflar arasında bazı temaslar da olmuş olabilir.
Dediğim o tarihte, böyle bir gelişmeye kapı aralayan PKK, daha sonra ne yaptı?
Vaat eder gibi göründüğü şeyin tam tersini yaptı. Ne zamandır, hemen hemen her gün bir baskın, saldırı, mayın vb. haberi alıyoruz.
Peki, ne demekti bu, niçin böyle olmuştu?
Bence bu “PKK zaten böyledir. Eşkıyanın sözüne güvenilmez” vb. beylik açıklamalarla geçiştirilecek bir şey değil. Böyle demekle, bu davranışların ardında derin bir felsefe olduğunu falan anlatmak istiyor değilim. Öyle bir şey yok, ama silahlı mücadeleye koşullanmış bir örgütün refleksleri var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.