Ortalık gene toz duman. Kimin nerede durduğu belli değil. Daha doğrusu, memlekette duracak iki (belki iki buçuk) yer var da, oralarda hangi zamanda kimin durduğu belli değil. Yeteneksiz bir John le Carré’nin yazdığı bir tarihi yaşamak zorundayız.
“İki yer”den kastım şu : biri çok belirli, tanımlı, “eski devlet yapısı”. “Biz bu memleketi sokakta bulmadık” lafını pek seven, sık sık tekrar eden adamlarıdır bunlar; gerçekten de, ellerinde, avuçlarında gördükleri bu memleketi elden çıkarmamak için her şeyi yapmaya hazırlar. Tehlike de burada, bu “hazır” olmada. Çünkü “memleket”, onların bildiği “memleket” olmaktan çıktı artık. Dolayısıyla onların oyuncağı olmaktan da çıkacak. Ama “toplum” kavramıyla, onu “gütmek” dışında ilişki kurmadıkları için, bunu anlayamıyorlar. Kendi “irade”lerinin karşısında, onlarınki gibi bir başka “irade” olduğunu sanıyorlar. Bu “düşman irade”yi yok etmek için yapmayacakları yok. Ama onu yok etmeye çalışırken topluma onarılamayacak zararlar vereceklerini hâlâ anlamış değiller. En azından, bunu anlamayacak kadar gözünü karartmış olanlar var aralarında.
İkinci yeri tanımlamak daha güç. Bir genelleme yapıp “Bu düzeni değiştirmek isteyenler” diyelim. Ortaklık bu değiştirme isteğinde; ama ondan sonrası karışık : ne yapmak üzere, nasıl değiştirmek, düzenin nesini değiştirmek?
Onun için “belki iki buçuk” diyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.