Türkiye referandum öncesinin son haftasına girerken biz de İtalya’dayız –ama oy kullanmaya yetişecek şekilde.
Güney Avrupa, bir miktar da “Akdenizli” olmak nedeniyle, Türkiye’nin kendisine, ayrıca Türkiye’nin bir Avrupa Birliği üyesi olma projesine önem veriyor, bu üyeliği destekliyor. Ama böyle bir desteğin yanısıra, ülkeyi daha yakından tanımaya da çalışıyor.
Bu durum son zamanlarda yolumun sık sık İtalya’ya düşmesine yol açtı. Doğrusu bundan hiç şikâyetim yok, çünkü İtalya benim en sevdiğim, içinde bulunmaktan en fazla keyif aldığım ülkelerden biridir.
Son yolculuk bizi (Türkiye’den bir grup yazar, sinemacı vb.) Como kentine getirdi. Daha önce Como Gölü’nün bir kısmını görmüştüm, ama Como kentini ilk kez görüyorum. Geçen sefer kaldığım o çok sevimli Bellagio köyüne bu sefer bir günlük gezinti programıyla uğradık.
Como’nun kilisesi, teknik olarak “kilise” değil, “katedral”. Bu, şimdi ufarak bir kasaba olan bu yerleşimin bir zamanlar önemli bir yer olduğunu gösteriyor –en azından, bir “bölge merkezi”. Gerçekten de öyleymiş, çünkü İtalya’dan Kuzey Avrupa’ya gitmek için Alp Dağları’nda geçit bulup aşmak gerekiyor. Bu nokta da bu açıdan kolaylık sağlıyor, bir geçit yeri oluyor. Onun için ta Roma zamanından başlayarak böyle bir işlev görmüş.
Yazının devamını okumak için tıklayın.