Ağustos ayında YAŞ toplanmış, birileri emekli olmuş, birilerinin rütbesi yükselmişti. Bunun “yeni” bir durum olduğunu düşünmüştük –hiç değilse bazılarımız. Ama, “yeni” Kara Kuvvetleri’nin son iki günde yaptığı iki konuşmayla, durumun “eski” durum olduğunu gördük.
Kendisi Jandarma Kuvvetleri’nin Komutanı olan Koşaner birinci konuşmasında Ergenekon bağlamında yazılan ve söylenenlerin Jandarma gücünün moralini bozduğunu ileri sürdü. Peki, ne yapmalı? Bu bilgileri toplumdan saklamalı mı? Daha önce hep yapıldığı gibi?
Komutan, geleneksel bir Türk ideolojisi olan “Münferitizm”e sarılıyor. “Olaylar münferit. Kurum pir ü pak.” Bildiğim kadar, “Bütün Jandarma örgütü suçludur” diyen yok. Ama olgulara bakınca, sözkonusu hazırlıklara, eylemlere, olmadık işlere katılanların arasında en fazla yekûn tutan, bu Kuvvet’ten gelenler. Bunun da bir anlamı olmalı. İki gün öncesine kadar, resmî ve yetkili ağızlar, “JİTEM diye bir şey yoktur” diye demeç veriyordu. Bugün de aynı şeyi söyleyebilirler mi?
Şimdi yeniden önümüze sürülen bu “korumacı tavır” olmasaydı, örneğin Susurluk patladığı zaman Veli Küçük sorgulanabilseydi, olanların birçoğu belki olmayacak, ölenlerin birçoğu da belki ölmeyecekti. Bunu da herkes görüyor, söylüyor.
“Sorgulanabilseydi” derken, adam çözülür de her şeyi anlatırdı diye düşündüğüm yok. Ama, ona hiçbir şey olmasa bile, “Vay canına, demek bu rütbede birini sorgulayabiliyorlar!” düşüncesi doğar ve birleri için caydırıcı da olabilirdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.