Yolumun Amerika’ya düştüğü bir zamanda, Boston’da, Harvard’da Türkiye ve anayasa üzerine bir konferansa gitmiştim. Anayasa hukuku uzmanı olan konuşmacı, dünya anayasalarında “değiştirilemez madde”lere rastlanabildiğini söylemişti. Ama “değiştirilmesi teklif edilemez” maddeyi o da işitmemişti.
Bilindiği gibi, bu işitilmedik şeyden, bizde var.
Ama şimdi bunlar da tartışma konusu.
TÜSİAD’ın talebi üstüne hazırlanan anayasa taslağında bu “değiştirilmesi teklif edilemez” maddelerin değiştirilmiş olması, bu bir “haber” olalı beri, tartışma gündeminin başına tırmanıp oturdu. Bu sabah okuduğum gazetelerde TÜSİAD’ın “bizim böyle bir değişiklik önerimiz yok” dediğini, buna, “taslağı yazanların kişisel görüşüdür” diye bir ekleme yapıldığını gördüm.
Şimdi, bu taslağı yazanların da, sözgelişi “başkent bundan böyle Kayseri’ye taşınsın” falan gibi “kişisel görüşleri” olduğunu sanmıyorum. Onların sorunu, anladığım kadarıyla, bir anayasada “değiştirilemez madde” denilen bir şeyin bulunup bulunmayacağına dair ilke üstüne odaklanıyor.
Bana göre de böyle bir “madde” olmamalı, çünkü böyle bir “dünya görüşü” olmamalı.
Bir “anayasa”yı kim yapar? O anayasanın geçerli olacağı ülkede yaşayan insanlar yapar. Bunların arasında metni hazırlayacak, yazacak uzmanlar bulunur; böyle konularla ilgilenen yurttaşların yanısıra hiç ilgilenmeyenler de bulunur; sonunda büyük bir ihtimalle bir “referandum” yapılır; orada “evet” diyenler, “hayır” diyenler ve hiçbir şey demeyenler çıkar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.