Erivan’da geçirdiğimiz ‘müzikli’ geceyi yazmıştım, sıcağı sıcağına, ertesi sabah. Daha sonra buradaki dostlarla da biraz konuştuk. Onlar, bu ‘müziği’ kesintisizleştirmekte baş rolü oynayan o ‘uzun masa’ müşterilerinin muhtemelen ‘anavatanı ziyaret eden’ diaspora üyeleri olduğunu söylediler. Evet, akla yakın... Buranın yerlileri biraraya gelip öyle kocaman bir masayı dolduracak şekilde lokantaya gitmez herhalde. Ama zaten grup haliyle gelmiş birileri, böylece otelden çıkıp lokantaya gider.
Bizim otelde de var böyle gruplar. Örneğin, yirmi kadar, kadınlı erkekli, İtalyanca konuşan bu grup. Ama belli ki bunlar İtalya’daki Ermeni diasporasından. Lokantadaki grup Suriye, İran veya Lübnan’dan gelmiş de olabilir. Çünkü bu Ortadoğulu Ermeniler daha militan milliyetçi oluyor. O Daşnak havalı marşlar falan onların ‘repertuar’ına daha yatkın.
Ermeni halkı böyle parçalanmış bir halk. Aslında çok eski zamanlardan beri böyle. Osmanlı’nın parlak zamanlarında, Lvov’da kendini bayağı belli eden, etkili bir Ermeni nüfusu yaşıyor. Çoğu tüccar. Osmanlı Budin’inde Ermeni tüccar görmek herhalde çok alışıldık bir manzaraydı. Hindistan’da bir Ermeni edebiyatı bile oluşmuştu. Ama yirminci yüzyılın başında olanlardan sonra, Ermenilerin Marsilya ve Los Angeles’e gitmesi de olağanlaştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.