Başbakan konuşmayı seviyor. “Bu beni ilgilendirmez” dediği bir konu da yok, görünüşe bakılırsa. Olabilir. Şimdiye kadar, söylenmesi gerekli ve doğru, pek çok söz söyledi. Ancak, son seçimlere yaklaşırken herkesin dikkatini çeken bir üslûp farklılaşmasına girdi. Bu devam ediyor ve bundan böyle devam edeceği izlenimini veriyor.
Şu birkaç gün içinde, “vahim sözler söyleme” zincirinin en vahim örneğini verdi: dün değindiğim “salı atışmaları” çerçevesinde Kılıçdaroğlu’nun kurusıkı suçlamasına cevap yetiştirirken, “dindar kuşaklar” yetiştirmeye kararlı olduklarını söyledi. Bu bir polemik içinde dozu kaçmış bir söz müdür, yoksa “ağzından kaçmış” söz müdür, yorumlamasına girişemeyeceğim. Ama her hâlükârda son derece vahim bir sözdür.
Öyle gençlik ya da böyle gençlik yetiştirmek hükümetlerin işi değildir. Daha doğrusu, demokratik dünyada herhangi bir hükümet kendine böyle bir hedef koyamaz, koymaz da zaten. “Laiklik” konusuna hiç girmeyeyim, onun herhangi bir yorumuna uymaz böyle bir “hedef”; ama bu konu Türkiye’de zaten her yana çekilip içeriksizleştirildiği için onu bir kenara (şimdilik) bırakıp doğrudan doğruya demokrasi kavramından gideyim.
Bir başbakan, hükümeti, partisi vb. “dindar” olabilir elbette. Dindarlığıyla tanınan bir hükümet, halktan aldığı onayla, ülkeyi yönetebilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.