Dün, “politik davranma” üstüne bir şeyler söylüyordum. “Politik” davranışta bulunmak, “sonuç almak üzere davranmak” demektir. Bir referandumda oy vermek, önerilen şeye karşı “evet” ya da “hayır” demek de, bunun mümkün olan en basit, en “elemanter” biçimlerinden biridir.
“Düşünce” ve “eylem”... En basit de olsa, böyle bir konumda olmak, bizi bu “düşünce ve eylem” ikilisinin uçsuz bucaksız alanının önüne getirir, bırakır. “Düşünce”, Batı dillerinin çoğundaki etimolojisiyle, “ideal”le yakından bağlantılı. “İdeal” de, zaten, bildiğimiz, binlerce yıllık deneyimle öğrendiğimiz gibi, “düşünce dünyası”nda mümkün olabilen bir şey. Ama buradan şu somut dünyamıza adım attığımızda Platon’un uzun uzun anlattığı, ideal formların bozulduğu, çarpıldığı bir dünyaya gelmiş gibi oluruz.
Başka bir dünya olmadığına göre, bir şeyler yapmaya niyetimiz varsa, burada yapacağız. Bundan daha iyi bir dünya (bu, yerine göre, bir mahalle, bir kent, bir bölge bir ülke ya da gerçekten dünyanın bütünü olabilir ve zaten hepsi birbirine bağlıdır) olabileceğini düşünüyorsak, o daha iyi dünyaya erişmek için bu her zaman-önceden-verili somut dünyadan, önceden-verili ideolojileri, önyargılarıyla varolan somut insanlardan işe başlayacağız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.