Amerikan edebiyatında Kayıp Kuşak (Lost Generation) diye tanınan Faulkner, Fitzgerald, Hemingway, Wolfe, Cummings gibi yazarların ön plana çıktığı dönemde Edmund Wilson da bu kuşağın eleştirmeni olarak tanınmıştı. Amerika’nın hele o yıllarında solculuk yazarlar, özellikle de eleştirmenler (“New Criticism”in formalist yazarları) arasında hiç rağbette değildi. Ama Wilson sola açık bir yazardı. Bizim burada alışık olduğumuz ve herkesten talep ettiğimiz biçimde, her cümlesine Marx’tan dip notu düşen, “Ortodoks” ve “bağıtlı” (committed) bir yazar değildi, ama sola sevgisi vardı.
To the Finland Station adında kocaman bir kitap yazmıştı. Finlandiya İstasyonu, Petersburg’da, Finlandiya yönünden gelen trenlerin garı. Lenin de onu Almanya’dan getiren ünlü (ve tartışmalı) treninden burada, bu istasyonda inerek 1917 Devrimi’ne katılmıştı. Ben bu kitabı altmışların başında okumuş, çok da yararlanmıştım. Sonra kitap ne olduysa oldu, kayboldu, bir yerlerde kaldı, şimdi bakınca bulamıyorum.
Michelet’nin Fransız Devrimi’nin oluşumunu anlatan devasa tarih kitabının bir değerlendirmesiyle başlar; oradan Marx’a geçer; Lenin’in hayatını da özetler ve Troçki ile son bulur.
Bunu daha sonra Can Yücel Lenin Petrograd’da başlığını vererek Türkçeye çevirdi. O yıllarda “Petrograd” demek bizim kulağımızda daha “devrimci” bir tını bırakıyordu. Oysa Bolşevikler kendiler, bu Panslavist adlandırmadansa, enternasyonalist olan Petersburg’u tercih etmişlerdi –“Leningrad” deyinceye kadar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.