Ermenistan’da ve Ermenilerin de gelip bir cemaat halinde yaşadıkları diaspora mekânlarında, Türkiye sözkonusu olduğunda, ortaya belli başlı iki tavır çıkıyor ve bunlar gitgide netleşiyor. Birincisi, bildiğimiz, son analizde “intikamcı” diyebileceğimiz tavır. Benim bunu ayıplayacak, kınayacak halim yok. Olan faciadan sonra, facia bir yana, üstüne bir de şu kadar yıllık “inkâr politikası” oturduktan sonra, bu insanlara “öyle yapmayın böyle yapın” diyemem. Bu tavrın dediğim çevrelerde bir hayli daha yaygın olduğunu da tahmin ediyorum.
Ama zaman içinde güçlenen bir ikinci tavır olduğu gözden kaçırılmamalı. Bunu benimseyenlerin olayın kendisi hakkında bilgileri ve duyguları ötekilerinkilerden farklı değil. Ama onlar bu korkunç olaydan ötürü kendisine “Türk” denebilir herkesin derhal cehennemin en dibine atılması ve ebediyen cezalandırılması peşinde değiller. Geçmişinde leke bulunmayan toplulukların varolmadığı bu dünyada (tabii lekelerin büyüklüğü arasında da fark var), eski çatışmaların, zulümlerin ve düşmanlıkların anlaşarak, konuşarak çözüleceğine, geçmişte olanlara rağmen onların üzerine yeni dostluklar kurulabileceğine, buna benzer şeylere inanıyor ve böyle olmasını istiyorlar benzer bütün sorunlarda olduğu gibi bu sorunda da.
Yazının devamını okumak için tıklayın.