Şu son “pim” hikâyesi son derece önemli. Onunla aynı zamanda bir de “mayın” hikâyesi ortaya çıktı. Bugün Emre Aköz’ün yazdığına göre, bu mayının patlaması ve altı askerin ölmesi üstüne Başbakan, Ahmet Türk’le randevusunu iptal etmiş. Demek ki, “pim”li hikâyeye göre, daha belirleyici siyasî sonuçları da olmuş. Şimdi iki yüksek rütbeli subay arasında geçen bir telefon konuşması çıkıyor. Biri, “bu bizim koyduğumuz mayın” diyor, öteki “olur böyle şeyler” yolu cevap veriyor (tabii bu konuşmanın dinlenmesi insan haklarına aykırı).
“Pim” olayından sonra “bunun gibi kaç olay var?” mealinde soru önergeleri vb. gündeme geldi. Gelecek elbette. Çünkü böyle sorgulamaların gündeme gelmesinin günü geldi.
Türkiye toplumu, böyle konularda “gerçekler açıklansın” talebiyle yetkililere baskı yapmayı kendine alışkanlık, gelenek haline getirmiş bir toplum değildir. Söylenene inanmamayı öğrenmiştir; ama “doğrusunu söyleyin” diye ısrar edemez, çünkü korkutulmuştur. Zaten böyle durumlarda “kaza oldu” veya “PKK patlattı” diye yalan söylemeyi alışkanlık haline getirenler de toplumun bu pısırıklığına güvenerek söylüyorlar yalanlarını.
Ama artık fazla oldu. Dünya değişirken Türkiye de değişti. Yalan söylendiğinde “bu bir yalandır” diyenler peyda oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.