Hayatımda hiç yapmadığım bir şey yapıp Frankfurt Kitap Fuarı’na geldim. Aslında gene yapmazdım da, “yapmak”tan çok “yaptırıl”dım. Bu yıl Türkiye bu Fuar’ın “Şeref Konuğu” mu diyorlar, öyle bir yer doldurduğu için bütün Türkiye burada (“bütün Türkiye” burada olduğu için bir de “boykot eden Türkiye” var tabii). Dolayısıyla ben de buradayım.
Frankfurt’a yıllardır yolum düşmüyordu. Kafamı zorluyorum, son geldiğim tarihi ve vesileyi bir türlü hatırlayamıyorum; ama on yıldan aşağı değildir. Frankfurt şimdilerde kendini Avrupa’nın finans ve ticaret başkenti olarak görüyor. Bu sıfat, günümüzde, bir düzeyde, kentin bol miktarda gökdelen dikmesi anlamına geliyor. İşte bu gökdelenler dikilmeye başlayalı (ve Frankfurt finans merkezi olalı) beri ben de buraya uğramaz oldum –dediğim, hatırlayamadığım o son sefer dışında. Ama o son seferden, kentin dikine gelişme tarzını hatırlıyorum.
Eski gelişlerimden, eski Frankfurt’un koyu kırmızı renkte taşıyla yapılmış binalarını hatırlıyorum. St. Paul falan. Bunlar, tabii, gene yerli yerinde duruyor.
Fuarla birlikte “ulusal” bir hamle yaptığımız anlaşılıyor. Kentin her yanında yöresinde Türkiye’yle ilgili bir şeyler olmakta. Örneğin DGB’de, yani Sendikalar Birliği’nin buradaki şubesinin binasında, “Türkiye’de 1 Mayıs Afişleri” sergisi varmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.