Ahmet Altan dün, yani 18 Eylül Perşembe günü çıkan yazısında Türkiye’nin en önemli sorunu olduğuna inandığım konuyu ele almıştı: gerçeklikle ilişki kurma biçimimiz...
Bunları yazmasının nedeni, gene bir anlı şanlı üniversitemizin, yurtdışına gidecek öğrencilere “oralarda başını ağrıtacak” sorunlar hakkında bir tür “kurs” açma “hizmetini” akıl edip başlatması, bunun ilk uygulaması olmak üzere de Yusuf Halaçoğlu’nu çağırıp Ermeni sorununu anlattırmasıydı.
Yani bütün bu konularda tek bir Türk görüşü olacak. Bunu iyi bilen “uzmanlar” o kadar iyi bilmeyen yurttaşlara anlatacak; hele yurtdışına çıkarken yurttaşlarımız için böyle bir donanım daha da gerekli. Ve üniversite okuyan ya da mezun bile olmuş birinin bu konuda kendi fikirleri olabileceğini hiç aklınıza getirmeyeceksiniz.
Ahmet Altan’ın dediği gibi, gerçeklik gerçekliktir. Onu zaten değiştiremezsiniz. Önemli olan, sizin onunla kurduğunuz ilişkidir. Zihnimizde-kurduğumuz-dünya, gerçek dünyayı insan zihninde olabilecek nesnellik içinde yeniden-üretmeyi mi hedefliyor, yoksa gerçeklik sizin için önemli değil, siz zihninizde kendinizin –ve yalnız kendinizin- üstün ve doğru olduğu, herkes yanılsa da sizin hep doğru yaptığınız bir “dünya” mı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu ikinci türden bir “dünya”, yerine, bağlamına göre, “hayal” olabilir, görece masum bir “pembe dünya” özlemi olabilir, ya da, düpedüz yalan olabilir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.