“AKP ile ittifak” konusuna devam edeyim. Burada söyleyeceklerimin en azından bir kısmını daha önce de söylemiştim. Ama şu ünlü “disinformation” Türkiye’de hayatın kuralı haline geldi. Yalnızca “Ergenekon-perver” medya ya da “ulusalcılar” ya da bilmem neciler değil, sosyalistler de, bu asılsız yaftalardan –bilerek veya bilmeyerek- yararlanır oldular.
Benim açımdan, sosyalizm ile genel olarak din, daha özgül olarak da Türkiye’de İslâmiyet arasındaki ilişkinin bir teorik sorun haline gelmesi, altmışların sonlarında olmuştur. Ertuğrul Kürkçü’nün unutamadığını söylediği “Kanlı Pazar” olgusu da bu sorunsalın bir parçasını oluşturuyordu. Bunları daha önce –ama Radikal’deyken- yazmış, İdris Küçükömer, Murat Sarıca, Çetin Özek gibi, şimdi aramızda olmayan dostları da anmıştım.
Türkiye’de büyük halk çoğunluğu Müslüman’dır. Kemalizm dahil, Batıcı-modernleşmeci çizgi bu topluma düşünceyi sekülarize edemediği, seküler bir ahlâk sistemi kuramadığı, “alternatif bir dogma” olmanın ötesine geçemediği için, Şerif Mardin’in kullandığı deyimle söyleyeyim, bu toplumda insanlar “iyi-doğru-güzel”i ancak İslâmiyet’in belirlediği düşünsel sınırlar içinde düşünebilmiş ve anlamlandırabilmişlerdir. Ayrıca, Batılılaşmacı-Modernleşmeci çizginin saldırısı altında yaşadıkları için, bu değerlere daha sıkı sarılmak ihtiyacını duymuşlardır. Bunlar, tabii, üzerine ciltlerce kitap yazılacak karmaşık konular.
Yazının devamını okumak için tıklayın.