Hasankeyf’te son durumda ne oluyor, bilmiyorum. Dünyada pek bir eşi olmayan bu yeri ne yapacağız? Bırakacak mıyız, suların altında, “sualtı turizmi”ne mi terk edeceğiz? Öyle olmayacaksa, onu örterek barajın yapılmasından beklediklerimiz ne olacak?
Türkiye’de bizler, bugünlerde, en çok Hasankeyf dolayısıyla bu soruyu soracağız, en azından bir süre daha. Ama ne burada, ne de dünyada, sorunun çevresinde dönendiği tek nesne Hasankeyf değil. Bu çağımızın genel bir sorunu ve Hasankeyf yüzlercesi arasında bir tane örnek.
“Çağın sorunu” çünkü Sanayi Devrimi’nden bu yana teknolojimizin gücünü dünyanın gidişini etkileyebilecek derecelerde büyüttük. Buna ek olarak da yeryüzünü ve nimetlerini paylaşmak üzere yaşayan insan nüfusunu daha önceleri pek hayal edilemeyecek yerlere getirdik. Bunun devamı da gelecek tabii. Şimdi hava kirliliği, motorlu trafiğin bu kirlilikteki payı gibi konulardan söz ediyoruz da, Çin’de insan başına otomobil oranı ABD’deki gibi olunca ne yapacağız? Buna benzer sorular, sorular…
Bundan iki yüzyıl önce ne Hasankeyf’i su altında bırakacak çapta bir baraj yapmayı planlayabilirdik, ne de öyle bir barajın varlığına ihtiyaç duyardık. Ama şimdi bunların hepsi “vaka-i adiye.”
Böyle durumlarda verilecek kararı biçimlendirmekte en fazla imkân siyasetçilerin elinde kalıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.