Hrant’ın davasının birinci aşaması beş yıl sonra malûm kararla bitince, hepimiz, onun öldürülüşünün ertesi günündeki duyarlığımıza döndük. Hrant’ı tanımış, onunla arkadaşlık etmiş olanlarımız için zaten zamanın bu olayı küllendirmesi diye bir şey sözkonusu değildi. Zaten hep o günkü vuruculuğuyla yaşıyorduk bu pis cinayeti.
O günlerde yürüdük İstanbul’da; o günlerde o türkücülerin “Ogün”lü “Yasin”li şarkıları piyasaya çıktı –malûm bayraklı resimle birlikte.
Bu olay, yetmiş milyonluk bu toplumun içinde yaşattığı iyilikleri de, olanca ufuneti de ortaya dökecek diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yazdım mıydı bunu, orasını hatırlayamıyorum; şimdi, olaydan beş yıl sonra, durum aynen devam ediyor. Edecek tabii, toplum bu, öyle üç günde, beş günde değişecek bir şey değil.
Hrant, tabii, çok güçlü bir kişilikti; karşısında “nötr” tavır alması güç bir insandı. Tanıyıp da sevmeyen olduğunu pek sanmıyorum, çünkü kendisi insanlara önce sevgiyle bakan biriydi. Ama belirli önyargılar çerçevesinden onu görenlerin de sıkı bir nefret duymaları kaçınılmazdı.
Şimdi, bugün öğreniyorum ki, TV kanalının birinde, bir sözümona komedi programında, kız oğlana “Amma da Hrant’sın sen,” diyor; oğlan da kıza, “Evet, Hrant’ım, çok rahatım” diye cevap veriyor! Bu latif şakayı da Hrant’ın öldürüldüğü güne rastlatmak fırsatını kaçırmıyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.