Bu yakınlarda, daha çok da Başbakan’ın ağzından, Türkiye’de “ileri demokrasi”ye ya geçtiğimiz ya da geçmek üzere olduğumuza dair sözler işitiyoruz.
İşleyen bir katılım mekanizması oluşturmamış bir sisteme “ileri” demokrasi denemez, belki hattâ “demokrasi” bile denemez. Peki, Türkiye böyle bir mekanizma oluşturmuş mu?
Hayır.
Birkaç gündür konuştuğumuz, tartıştığımız şu “yeni Taksim” projesi oluşturmadığının kanıtı.
Biraz dilsel bir yapılanmanın yarattığı bir paradoks bu ya, “katılım” kavramından anlaşılması gereken şey, “katılanlar”ın değil, “katılmayanlar”ın dikkate alınmasıdır.
Yani düşünüp taşınıp “Taksim’de araba trafiğini yeraltına indireyim” ya da “ Şu yıkılmış topçu kışlasını yeniden yapayım” diye bir sonuca varmışsan, buna “katılım” sağlamak, “Evet, efendim. İsabet buyurdunuz, efendim. Çok iyi olur, efendim” diyenlerle görüşmek ve “İşte, onlar da bana katıldı” demek değildir. Bu fikirlerimize katılmayan, “Öyle bir şey olmaz. Olmamalı”, diyenlerle konuşmak ve tartışmaktır.
Taksim, aslında “çok-merkezli” olduğunu söyleyebileceğimiz İstanbul kentinin en önemli merkezi haline gelmiştir. Cumhuriyet dönemi boyunca böyle olmuştur. Şimdi siz burayla ilgili bir proje geliştiriyorsunuz; buranın “üstünü altına getirecek” mahiyette bir proje! Bunu kime danıştınız, kiminle konuştunuz, tartıştınız? Böyle bir girişimden, daha girişim yok, yalnız düşüncesi varken, Taksim çevresinde evi ya da işi olanların haberi olmalıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.