İçimizden bazıları, Kürt “sorunu” hakkında iyimser yorumlar yapıyor, şimdiye kadar uygulanan politikanın ciddi bir şekilde değişeceğini ve bu dehlizin ucunda belli belirsiz görünmeye başlayan barışa doğru adım adım yaklaşacağımızı –böyle bir süreci mümkün kılan bir zemin oluştuğunu- söylüyorlar. Gerçekten de böyle bir gidişin belirtileri seçilebiliyor. Ama aynı zamanda, iki günden beri, “Cumhurbaşkanı ‘Kürdistan’ dedi mi?” diye bir kıyamet kopuyor. Kimileri –gene içimizden bazıları- bu misyonu yüklenmiş durumda. Tabii en başta CHP ve MHP, fişlerini bu prize takmışlar, pazar günkü seçim öncesi buradan şarj oluyorlar.
Sık sık yazmak durumunda kalıyorum, çünkü sık sık gündemi belirleyen konu buna ilişkin oluyor: ulusal “nominalizm” tutkumuz! “Kürdistan” denmez, “cısss!” “Ermenistan” denmez, “cısss!” Kürt ölürse “ölü ele geçer”, Türk ölürse “şehit” olur. Hayatımız bunlarla geçiyor.
Britannica’nın Türkçesi yayımlanırken ben de bunun Danışma Kurulu’ndaydım. 12 Eylül’ün üstünden çok zaman geçmemiş (neredeyse otuz yıl sonra hâlâ fazla uzağında değiliz ya); onun için “Kürt”, “Ermeni” ve bu kategorilerden maddelerde bazı sorunlar çıkabileceğini bekliyoruz. Geliyor da. Derken, daha başta, “B”de (ama, “A”dan beri başımız dertte), “Bayrak”ta, beklenmedik bir şey oldu. Kıbrıs diye bir yer var, bayrağı da var. Bunu yayımladık. Adamın biri mektup döşenmiş; bu bayrakta Kıbrıs adasının haritası vardır ya, onun üstünde “KKTC”yi geri kalandan ayıran sınır çizgisini çizmeliymişiz biz de.
Yazının devamını okumak için tıklayın.